“Seks İşçiliği” ve Fuhuş Gerçekliğinin Reddi

Feministlerin temel amacının, erkek egemen düzenin kadınlar üzerinde oluşturduğu baskıyı ortadan kaldırmak ve kadınların, onları bu sömürü sisteminin içerisinde tutan toplumsal zincirlerden özgürleşmesi için yollar bulmak olması, fuhuş kavramının her bağlamda seks işçiliği olarak anılması taraftarı olanlar için kaygılanacak bir mesele gibi görünmüyor. Seks işçiliğini, içinde yer aldığı endüstriyi temelden eleştirmeden savunan bu anlayış, fuhşun varlığının veya iş olarak ele alınmasının onun meşruiyeti için yeterliliğinin bir kanıtı olduğunu ima ediyor. Bunun yanısıra bu anlayış, erkeklerin cinsel “haklarına” erişimini garantileyen bu kurumun herhangi bir ticari faaliyetten farksız işlemesinin ve kadınların üzerinde uygulanan bu “hakların” kadınları özgürleştireceğini iddia ediyor. Nihayetinde ‘seks işçiliği’ çerçevesindeki haklardan bahseden pek çok insanın seks ticaretini; patriyarka, tahakküm, insan kaçakçılığı, erkek şiddeti gibi fuhşun temelini oluşturan gerçekliklerden muaf tuttuğuna sıklıkla tanık oluyoruz: Seks işçiliği, bazıları için güçlü ve cinsel olarak özgürleşmiş kadınların daha da güçlenmek ve özgürleşmek için herhangi bir iş gibi edinebilecekleri, ahlakçılığa karşı direnirken para da kazanabilecekleri bir fırsattan1 ibaret ve her kadın, içkin olarak, bu fırsata sahip!

Fuhşun ‘herhangi bir’ iş gibi, bir muhasebeci veya garson ile aynı düzlemde ele alınması, fuhşun safi bir “geçim kaynağı, yaşamak için herhangi bir kişinin yapabileceği”2 bir şey olarak görülmesinden kaynaklanıyor. Teorik olarak herhangi bir kişi seks endüstrisi içinde olabilir ama bu fikrin öne çıkarılması bu endüstrinin mağduru olan çoğunluğu, yani kadınlar ve çocukları göz ardı etmek anlamına geliyor. Seks endüstrisindeki cinsiyet dağılımındaki inanılmaz uçurum, kadınların ataerkil hiyerarşideki konumlarının ve işlevlerinin yadsınamaz bir örneği. Fuhuş meselesini bir cinsellik hizmeti olarak çerçevelemek, fuhuş dinamiğindeki eşitsizliği ve sömürünün hasır altı edilmesine, fuhuş yaptıranların – pezevenklerin ya da devletin – ve seks satın alanların ise erkek olduğunu unutmamıza sebep oluyor.  Mesele sadece ve sadece seks olsaydı, erkek egemen anlayışın kadını erkeğin cinsel haz aracına indirgemesi ile bir ilgisi olmasaydı, kadınların da erkekler kadar bu hizmetten yararlandığını ve erkeklerin de kadınlar kadar bu hizmeti verdiğini görürdük. Özellikle, bu kadar güçlendirici olduğu iddia edilen bir mesleğin erkekler tarafından es geçilmesi düşünülemez bir şey olurdu. Ancak böyle bir durumun aksine kadınları fuhşa iten kurumların, kişilerin ya da deneyimlerin; kadınların seks endüstrisine girmeden veya sokulmadan önce bile kadınları bu endüstriye hazırladığını ve kadınlara başka seçim şansı bırakmayacak şekilde bir toplumsal gerçekliğin tasarlandığını görüyoruz. Seks endüstrisinde yer alan 854 kişi ile yapılan bir araştırmada hayatının belirli bir döneminde evsizlik yaşamış veya yaşamakta olanlarının oranının %75 iken çocukken istismara uğrama oranının %63 olduğu tespit edilmiş.3 Türkiye’nin 63 yasal genelevinde bulunan pek çok kadın sevgilileri, kocaları, babaları ya da erkek akrabalarınca fuhşa zorlandıklarını, genelevlere satıldıklarını anlatmışlar.4 Buna göre fuhşun aslında kimin geçim kaynağı olduğu ve neden herhangi bir kadın tarafından rastgele tercih edilmediği anlaşılabilir.

Fuhşun iş olarak görülmesinde yatan bir diğer sebep ise cinselliğin kişinin bedeninden ve duygularından ayrı bir meta olarak piyasaya sunulabileceği düşüncesi. Jeffreys’in de belirttiği gibi seksin bir hizmet olabileceği fikri, fuhşun ev içinde kadının görünmeyen emeği ile birlikte “yeniden üretim emeği” kategorisine yerleştirilmesinden kaynaklanıyor.5 Kadınların çocuk bakmak, yemek veya temizlik yapmak, hastaya bakmak gibi ev içinde görevi olarak görülen görünmeyen emeği,  “sosyal gereklilik” şeklinde nitelendirilir. Kimin yaptığından bağımsız, birisinin bu eylemleri yerine getirmesi gerekir ve ataerkil bir düzende bu çoğunlukla kadın olur. Seksin hizmet olarak sunulabileceği düşüncesi, cinselliğin de bir “sosyal gereklilik” olduğu fikrine dayanır. Bu düşünceyi savunanlar için, gün geçtikçe büyüyen hizmet sektöründe kadınların ücretsiz gerçekleştirdikleri ev içi emeğin ücretlendirilmesi cinsellik için de geçerli olmalıdır. “Gelişmiş” ülkelerin hizmet sektörü için işçisini dışarıdan temin etmesi, hizmet sektörünün fuhuş ile tek ortak yönü olabilir.6 Ev içi emek ile cinsel “ihtiyaçların” sosyal gereklilik olarak aynı başlık altında alınması, “seks hizmeti” kavramındaki eril gerçeği gözler önüne seriyor. Çünkü bir evde yaşayan herhangi birinin ihtiyaçlarını gidermek için sarf edilen ev içi emeğin aksine, fuhuş orantısız bir biçimde erkeklerin sözde ihtiyaçlarını gidermeye yarıyor. Fuhuş herhangi biri için bir sosyal gereklilik oluşturmuyor, yalnızca erkeklere ve onların cinsel ihtiyaçlarına hizmet veren bir bağlam yaratıyor. 

Ayrıca fuhşa “seks hizmeti” olarak bakmak, yani bedensel bir işlevin bedenden soyutlanabileceği düşüncesi, sadece bedenin o işleve indirgenmesiyle mümkün olabilir. Bedenin böyle bir işleve indirgenmesi ise onu tüketilebilecek bir nesneye dönüştürür. İşin ilginç tarafı kadınların bu “hizmeti” sağlarken, kendilerini bu işleve indirgemeyi içselleştirmelerinin ve bu “hizmet” esnasında kendi cinselliğinden ve arzularından kopuk bir hale gelmelerinin kimi feministlerce bile dolaylı yoldan normalleştirilmesi. Sevişmenin işteş bir eylem olduğunu ve iki tarafın rızası olmadan gerçekleşmemesi gerektiğini düşünüyorsak, bir tarafın neden para karşılığı rıza gösterdiğini deşmek feminist bir çabadır ve bu çaba, bu eylemin neden para karşılığı verilen bir hizmet olarak kabul edildiğini sorgulamalıdır. Fuhuş yaptırılan kadınların dissosiyasyon7 ve savaş gazilerinden bile daha şiddetli travma sonrası stres bozukluğu yaşamaları8 bu sorgulamanın aciliyetine işaret ediyor. Kadınların nesneleştirilerek erkeklerin mastürbasyon aracı haline getirilmelerinin normalleştirilmesi, feministlerin kimi  kazanımlarını da hiçe saymak anlamına gelir. Cinselliğin bir hizmet olarak sunulması, kadınların evlilik içinde yaşadıkları rıza dışı ve bir görev olarak algılanan “cinsel birleşmeleri” – yani tecavüzü- erkeklerin evlilik dışında da para karşılığı temin edebildiği bir olgu haline getirir. Bu sebeplerden ötürü seksin bedenden ayrı olarak ve bir hizmet olarak düşünülemeyeceğini kabul etmek, satılan şeyin kadınların bedenleri olduğunu kabul etmek anlamına gelir. Ancak bunu kabullenmek zor çünkü kimse bu çağda köleliği savunduğunu itiraf etmek istemez. Cinsel kölelik, ataerkinin kadınlara layık gördüğü bir statüdür ve fuhuş savunusu, kadınları bu statüye daha da mahkum etmeye yarar.

Her ne kadar seksin bir hizmet olarak ele alınmaması gerektiği üzerinde dursam da bu çerçevenin tam anlamıyla yürürlükte olduğu ve seks ticaretinin aracılarını da kapsayacak şekilde yasal bir şekilde sürdürüldüğü Hollanda, Almanya gibi ülkeler mevcut. Türkiye’de ise seks ticareti, aracılık yapmak ve teşvik etmek dışında yasal. Seks işçiliği çerçevesinin farklı derecelerde yasal alanı domine ettiği ve seks ticaretinin bir hizmet ve iş olarak kabul edildiği ülkelerin olduğunu göz ardı etmemek gerek. Nitekim bu örnekler bir olgunun iş olarak kabul edilmesinin onun hakkında normatif bir yargı barındırması gerekmediğini, bir şeyin iş olarak ele alınmasının onu kabul edilir kılmadığını anlamamıza yardımcı oluyor. ILO’nun 2015’te kavramsallaştırdığı “kabul edilemez iş” çerçevesinden fuhşu inceleyen Tyler, seks işçiliğinin de bu kavram içinde sınıflandırılabileceğini dile getiriyor.9 12 ölçüt (zorla çalıştırma, sağlık, gelir, güvenlik, mesai süresi, görünürlük, çocuk işçiliği, sosyal koruma, eşitlik ve insan hakları, yasal koruma, işçilerin aile ve toplum hayatı ve iş organizasyonu) doğrultusunda şekillenen bu kavram,  fuhşun iş olarak görülmesi halinde bile kabul edilemez olduğu konusunda oldukça faydalı bir çerçeve sunuyor. Yazı içerisinde seks ticareti hakkında sunulan veriler bu çerçeve ışığında değerlendirildiğinde fuhşun “iş” olarak yasallaştırılmasının onu kabul edilebilir kılmadığı apaçık ortada.

Seks işçiliği kavramını ve aslında seks endüstrisini savunan bu anlayış; kendisinin statükoya karşı bir yerde konumlandığını ve dolayısıyla ilerici bir sav ortaya attığını iddia ediyor. Bu iddianın temelinde ise fuhşa yöneltilen her türlü eleştirinin muhafazakar ve statükonun ahlaki değerlerini yansıtan bir yerden geldiği düşüncesi bulunmakta. Bu düşüncenin neden bir yanılgı olduğundan bahsetmeden önce statükonun fuhşu nasıl algıladığına ve ne gibi bir toplumsal işlevi olduğunu düşündüklerine dair konuşmakta fayda var. Fuhşun varlığı; kimileri tarafından erkeklerin doğal ve durdurulamaz cinsel ihtiyaçlarının kabulüyle birlikte, böyle bir kurumun ortadan kaldırılmasının erkeklerin bu dürtülerini başka (iffetli) kadınlardan çıkaracakları düşüncesiyle normalleştirilir. Fuhuş bu noktada iffetli kadınları; erkeklerin kızlarını, karılarını, annelerini koruyan tampon kurum rolünü üstlenir.10 Böylece fahişenin, orospunun ya da seks işçisinin varlığı, -adına ne dersek diyelim-  iffetli kadının da var olmasına olanak sağlar. Erkek bu şekilde hem cinsel dürtülerini giderir hem de bunu iffetli kadınlar üzerinde değil de toplum tarafından halihazırda insandışılaştırılarak kullanıma hazır kılınan kadınlar üzerinde yaptığı için evindeki “iffetli” eşine, aile kurumuna ya da “onuruna” leke gelmez. “Orospu ve İffetli Kadın” ikiliği, kadınların cinselliğinin erkeklerce nasıl şekillendirildiğinin ve kendi amaçları doğrultusunda nasıl toplumsallaştırıldığını gösterir. Kadınlar bu ikilikte varolmak zorundadır, erkekler ise var ettikleri bu ikilikte özgürce hareket edebilir. Brunskell-Evans bu durumu şöyle açıklıyor: 

 ‘Orospuların’ gerçekten var olduğu düşüncesi, kadınları iki gruba bölmeye yarar; erkeklerin ‘meşru bir şekilde’ vicdanlarını huzursuz etmeden cinsel olarak faydalanabilecekleri kadınlar, ve faydalanamayacakları kadınlar. Ne var ki, gerçekte ‘orospu’ diye bir şey yoktur. Orospu, dişil bir karakteristiğe büründürülmüş eril bir arzudur. Kadınları gerçekte bölen; ekonomik, toplumsal ve kişisel şartlardır. Kadınların nesneleştirilmesinin ve damgalanmasının devamlılığına sebep olan, fuhşun politik şartlarının kültürel olarak tanınmasındaki eksikliktir.11

Seks işçiliğini savunan anlayışın, zaman zaman kullandığı orospufobi, slutshaming12 ve benzeri tabirlerin bir orospunun gerçekten var olduğu  ya da ayıplanabilecek bir “sürtüğün” olduğu ön kabulüne dayanması göz önüne alındığında kendisine zıt gördüğü muhafazakar ve ahlakçı anlayıştan çok uzağa düşmediğini görüyoruz, nitekim hiçbir kadın orospu ya da fahişe değil, bu sıfatlarla damgalanmış kadınlardır. Bunu toplumda pek çok insan neredeyse bir karakter özelliğine bağlı olarak tanımlar, hakim görüş “fahişelerin” düşük ahlaklarını ya da parıltılı bir yaşantıya kapılmalarını içinde bulundukları durumun temeli olarak görür.

Devletin kadınların sicillerine yazdığı ve toplumun onları aşağılamak için kullandığı, onları damgaladığı kelimelerle hitap etmek, fuhşun gerçek sebeplerini tanımak ve önlemek yerine onları meşru kılmaya yarar.  Yani gerçek bir fahişe ya da orospu varsa bu fuhşun da meşru ve kabul edilebilir olduğu imasını taşır. Bu kelimeleri “olumlayıcı” bir bağlamda kullanmak onları dönüştürmez zira bu kelimelerin işaret ettiği maddi ve yapısal gerçeklik bu göstergesel bağlamdan etkilenmez. Buna bağlı olarak da bu kullanım, halihazırda kadınlar arasında yaratılan ayrımı ve dolayısıyla erkeklerin kadınların cinselliği üzerindeki hükmünü yeniden üretir ve güçlendirir.

İnsanlar geliyor, çok affedersin, yatıyor, “yap işte, para verdik”, o tarzda, yani düşünebiliyor musun, onu yaşamak lazım, adamın çoğu zaman elinde sigarası yatıyor yaparken, çok affedersin işte “sen fahişesin işte yapacaksın bunu”anlamında bir tavrı var, hareketleri var, yüz mimikleri var, ya artık insan sarrafı olduk… Valla ben yaptığım işe bir ad koyamıyorum… Toplum nasıl tanımlar? Vebalı bir hastalık gibi görüyor, toplumun gözünde biz fahişeyiz…“13

Seks ticaretini işçilik bağlamında ele alan anlayışın savlarından bir diğeri de fuhşun ortadan kaldırılması için ortaya konan her çabanın fuhuş yapan kişilerin gelir kaynaklarını yok ederek bu kişileri yoksulluğa ya da daha gözden ırak ve tehlikeli koşullara sürükleyeceğine dayanıyor. Seks endüstrisinde bulunan kişilerin neredeyse tamamının endüstride bulunma sebeplerinin yoksulluk olduğunu bir yana bırakarak, bu savla ilgili daha ilginç birkaç noktaya değinmek istiyorum. Öncelikle yoksullukla veya geçim sıkıntısıyla cebelleşen kadınlara dünya çapında medyada, kızlara ve genç kadınlara yönelik dergilerde, feminist sıfatını kullanan kimi site ve kuruluşlarda seks işçiliğinin gerçek bir meslek seçeneği olabileceği ve hatta “kolay” yoldan para kazanmak için seks işçiliğini tercih edebileceklerine dair propagandanın her geçen gün artması, seks endüstrisi içerisinde bir azınlığa ait bir deneyiminin kızlar ve kadınlar tarafından çoğunluğun deneyimi olarak algılanmasına sebep oluyor.  Bu duruma arz yerine talep yönünden bakıldığında ise ortaya ataerkinin kendini nasıl masumlaştırdığına dair ilginç bir resim çıkıyor. Seks işçiliği, fuhşun aksine(!), kadını erkeğin sadece haz aracı olmaktan çıkarıp erkek sayesinde kadının ekonomik kazanç da sağlayabildiği bir alan oluşturuyor. Seks ticareti, erkek talebi sayesinde “istihdam” yaratarak kadınlara destek oluyor. Açıkalın’ın aktardığı üzere,

Fahişenin seks işçisi, pazarlamacının (pimp) girişimci olarak yeniden adlandırıldığı durumda seks ticareti, seks işçiliği için gönüllü göç halini almaktadır. Böylece fuhuş yoksullar için uygun bir seçenek olarak normalleştirilmektedir. Erkekler, son derece güç koşullarda hatta açlık sınırında yaşayan kadınlara bu yolla bu koşullardan kurtarmış olurlar bu nedenle fuhuş kadının sömürüsü değil, yardımseverliktir (Raymond, 2004: 1163-1164).“14

Seks işçiliği savunucularının seks işçilerinin merdiven altı/yasadışı fuhşa itileceğine dair endişelerinin neden seks endüstrisinde bulunan kişiler için başka bir hayat tahayyülüne varmadığını ve seks işçiliğinin bu kişiler için yazgıymış gibi bir atmosfer oluşturduğunu merak ediyorum. Çünkü seks işçiliğinin devamlılığına ve kadınların sermaye15 olarak kullanılmasına ihtiyaç duyan tek şey seks endüstrisinin kendisi, pezevenkler ve bu kadınları her anlamda sömüren erkeklerdir. Seks işçiliğinin yasal olduğu, genelevlerin devlet eliyle veya özel olarak yönetildiği ülkelerde, fuhşun yasallaştırılmasını savunanların aksine, yasadışı fuhşun azalmadığı ve insan kaçakçılığının arttığı her seferinde ortaya konmakta. Avrupa Parlamentosu’nun yaptığı bir soruşturma, “düzenlemenin [yasallaştırmanın] etkisinin göçmen fuhşunda büyük bir artış ve seks endüstrisinde yasadışı pazarın yayılmasına dolaylı bir destek olabileceğini”16, 150 ülkeden elde edilen veri ile gerçekleştirilen bir araştırma “yasallaştırılmış fuhşa sahip ülkelerin daha fazla insan kaçakçılığı akışına” sahip olduğunu17 ortaya koydu. Bir başka kantitatif araştırma ise yine aynı şekilde, fuhşa bağlı insan kaçakçılığının “fuhşun yasallaştırıldığı yerlerde en fazla olduğunu”18 gösterdi. Fuhşu yasallaştırmak ya da yasak olmaktan çıkartmak talebin artmasına sebep olarak bu talebi karşılayacak arzın oluşturulmasına yol açmaktadır. Seks endüstrisinde bulunan kişilere destek olma iddiasıyla bu gibi stratejileri izlemenin daha fazla mağdur yaratmaktan başka bir durumla sonuçlanmadığını tekrar tekrar görüyoruz.

Ataerkinin boyunduruğunda yaşamak kabulümüz olmadığı gibi onun iktidarını ayakta tutan kurumların çarkları tarafından çiğnenmek de yazgımız değil. Seks endüstrisinden çıkmayı başaran ve bu konuda çalışmalar gerçekleştiren Rachel Moran’ın da dediği gibi, “Bir kadın yoksul ve aç olduğunda, insancıl olan şey ağzına yiyecek koymaktır, aletini değil”.19 Seks endüstrisinde bulunan kişilerle yapılan araştırmada “Neye ihtiyacınız var?” sorusuna %75’i ev ya da güvenli bir alan, %76’sı iş eğitimi, %61’i sağlık hizmetleri ve %56’sı bireysel rehberlik cevaplarını vermiş.20 Daha önce de belirttiğim üzere yoksulluk, istismar ve şiddet sebebiyle kendilerini seks endüstrisi içinde bulan kadınların bu ihtiyaçlarının karşılanması, seks endüstrisinin ne kadar iyi bir kariyer olabileceğini vurgulamaktan çok daha mühim. Büyük bir aciliyeti olan bu durumun değiştirilmesi uluslaraşırı örgüt AF3IRM’ün taleplerinde belirttiği üzere, kadınların sahip olması gereken iki temel hakka dayanıyor: fuhşa sokulmama ve fuhuştan çıkabilme hakkı.21 Fuhşa sokulmama hakkı, hukuki düzenlemelerin yanı sıra toplumsal bir algının kırılmasıyla mümkün olabilir. Kadınların, çocukların ve diğer dezavantajlı bireylerin pazarlanabilir veya satılabilir olarak görülmesi, insan kaçakçılığının düşünsel temellerinden biri. Gün geçtikçe pornografiye daha çok bulanan ve kadının ete indirgendiği bir kültür içinde fuhşun sistematik sömürüsünün göze batması veya bir sorun teşkil etmesi mümkün olamaz. Bu ataerkil kültürün; yoksul, dezavantajlı, göçmen, sığınmacı22 ve herhangi bir kadın ya da çocuk için fuhşun bir çözüm yolu olabileceği savını reddediyorum.

Seks endüstrisine girdikten veya sokulduktan sonra borçlandırılmak, tutsak edilmek, alkol ve uyuşturucu gibi maddelere bağımlı hale gelmek, erkek şiddetine maruz kalmak suretiyle kadınların fuhuştan çıkabilmeleri neredeyse imkansız hale getirilmiş durumda. Dört duvar arasına sıkıştırılmış, bir pencerenin bile fazla görüldüğü23 ve kapısında polis duran hapishane misali genelevler içindeki ve devlet eliyle olmasa da başka pezevenkler tarafından fuhuş yaptırılan kadınların bu endüstriden ayrılabilmeleri, ayrılmaya çalıştıklarında ya da ayrıldıklarında ne yapılması gerektiğini konuşmalıyız. Onları pezevenklerden koruyacak, kendi ayakları üzerinde durmaya destek olacak, sığınma, psikolojik ve fiziksel sağlık hizmeti sağlayacak yasa ve kurumların oluşturulması ve bu yasaların uygulanması birincil önceliğimiz olmalı. İskandinav Modeli, bahsettiğimiz bu hizmetlerin sağlanmasının yanında fuhuş yapan ya da yaptırılan kişinin cezalandırılmamasını yani bunun suç olmaktan çıkarılmasını isterken, seks ticaretini teşvik eden talebi azaltmak adına insanları seks için satın almayı bir suç haline getirmeyi amaçlıyor. Pezevenkliği, insan kaçakçılığını ve benzeri olgular hakkında sıkı yasaların çıkarılması ve böylece endüstrinin devamlılığını sonlandırmak bu modelin hedeflerinden biri.

Türkiye’ye baktığımızda fuhuş hakkında elimizdeki kantitatif veri, 2004’te Ankara Ticaret Odasının yaptığı rapor üzerinden şekilleniyor. Türkiye’de fuhuş yapanların sayısının 100.000’in üstünde olduğu ve seks endüstrisinin yıllık 4 milyar dolarlık bir getirisinin olduğu belirtilmiş.24 Bu kadar kazançlı bir endüstride “çalışanlar” arasında bulunan 63 genelevdeki binlerce kadının neden en azından “borçlarını” ödeyemediği çok ilginç bir durum. Türkiye’de fuhuştan çıkmayı başarabilen kadınların başvurabilecekleri, destek alabilecekleri devlet ve sivil kurumların durumu ise içler acısı. 2008’de verdiği bir söyleşide Ayşe Tükrükçü, fuhuştan çıkmayı başardıktan sonra kurumlarca yalnız bırakılışını şöyle anlatıyor,

Haykırdığım tek şey şu: Ben genelevden çıktım, oraya dönmek istemiyorum! “Benim vesikamı alın” diye hep bağırdım, haykırdım. En çok ses duyurmam, geçtiğimiz seçim döneminde oldu. Sendikalardan bana hiç destek gelmedi. Hiçbiri benim sesimi duymadı mı? Bizler için hiçbir şey yapılmadı. Neredeydiler? Ben hep buradaydım…Bizler için bu kurumlar -ya da benim için kendi adıma konuşayım- erişilmez birer yıldız gibiydi. Ben bunu arkadaşlara da söyledim. “Ben buradaydım, siz neredeydiniz?” dedim, çıktım, geldim. Ben buradaydım. Yaşayan bir vesikalı olarak hep çıktım televizyonlara. Ama maskeli çıktım, ama gözlüklü çıktım, ama yüzü açık çıktım… Hangi kurum bir genelev kapısının önüne gelip de o kadınların Dünya Kadınlar Günü’nü kutladı? Hiçbir kurum… Hiçbir kurum…”

Türkiye’de erkek şiddeti, evsizlik, yoksulluk ve benzer problemler ile yüzleşen kadınlar için yalnızca 145 sığınma evi var. Bu 145 sığınma evinde ise 3 bin 482 kişi kalabiliyor. Yalçınar Şimşek’in kendisiyle yapılan bir röportajda belirttiği gibi, “sığınma evlerinde 10 bin kadına 1 yer bile düşmüyor”.25 Belediyeler Kanunu’nun 14. Maddesi’ne göre, “Büyükşehir belediyeleri ile nüfusu 100.000’in üzerindeki belediyeler, kadınlar ve çocuklar için konukevleri açmak zorundadır. Diğer belediyeler de mali durumları ve hizmet önceliklerini değerlendirerek kadınlar ve çocuklar için konukevleri açabilirler”.26 Ancak alıntıladığım röportajda da söylendiği gibi 30 büyükşehirde yalnızca 9 tane sığınma evi var. Kadınlara neredeyse hiçbir sosyal desteğin bulunmadığı böylesine bir gerçekliğin içerisinde yaşarken, “seks işçiliğinin” diğerlerinden farksız bir meslek gibi edinilebilen veya bırakılabilen bir şey olduğunu söylemek, özellikle kadınları ve kızları dönüşü çok zor ve tehlikeli olan bir yola sokmaktır.

Seks ticaretinde metaya dönüştürülen kişiler dışında herkesin kazançlı olduğu bir endüstri, elbette ortadan kaldırılmak istenmeyecek. Devletin, pezevengin ya da herhangi bir erkeğin neden bir anda kadınları umursamaya başlamalarını bekleyelim ki? Kadınlara bahsi geçen hizmetlerin sağlanması, erkek şiddetini büründüğü her şekliyle engellemeye yönelik çalışmaların yürütülmesi için kamuoyu oluşturmak, fuhşun ortadan kaldırılması ve seks ticareti mağdurlarının insani bir yaşama sahip olma hakkı için çabalamak ne ahlakçı ne de muhafazakar bir uğraş. Kadınları pazarlanacak, satın alınacak, kullanılacak, değiş tokuş edilecek bir metaya indirgemek bir sınıf olarak tüm kadınları etkiler. Tek bir kadının bile fahişeye indirgenmesi her kadının cinselliği üzerinden kontrol altında tutulduğu “Orospu ve İffetli Kadın” ayrımını yaratırken erkeklerin kadın bedenine her halükarda erişebildiği maddi bir bağlam oluşturur. Kadınların ataerkil düzendeki insandan aşağı yerlerini meşrulaştıran fuhuş, onların ötekilik statüsünü somutlaştırır.  Bu bağlamda seks ticaretini ortadan kaldırmak, tamamen politik bir amaçtır. Bu politik amaç fuhşun bir hizmet olarak kabul edildiği durumda bile geçerliliğini korur çünkü bir iş olsa dahi bu seks ticaretini kabul edilebilir kılmaz. Seks endüstrisinde bulunanların %89’u bu endüstriden ayrılmak isterken27 seks endüstrisinin çarklarında çiğnenen kadınlara umut ışığı olabilecek bir dünya tahayyülü sunamayan bir aktivizm ve büyük çoğunluğun gerçeğini yansıtmayan karikatürize bir seks işçisinin propagandası kimin için yapılmaktadır? Her kadının özgürce yaşama hakkı ve imkanı olmadığı bir dünyada, erkek şiddeti ve kadın bedeninin sömürüsü, hangi şekli alırsa alsın, tamamen ortadan kaldırılmadığı müddetçe hiçbir kadın özgür değildir.

“…içimde hiçbir gün bu işi bırakacağım umudu olmadı, ölünce galiba…”28

Yazının şekillenmesindeki katkıları için Güleren, Ves ve melis’e teşekkürler.


[1] G. Gall, Sex Worker Unionisation: Global developments, challenges and possibilities, (New York: Palgrave MacMillan, 2016):7.

[2] “Fahişeyi Oynamak: Seks İşçiliği İşi,” erişim 4 Mart 2021, https://www.5harfliler.com/fahiseyi-oynamak-seks-isciligi-isi/

[3] Melissa Farley ve diğerleri, “Prostitution and Trafficking in Nine Countries: An Update on Violence and Postraumatic Stress Disorder.” Journal of Trauma Practice, 2:3-4 (2004): 43.

[4] Dr. Nermin Açıkalın, “Toplumda Fahişelik Kurumunun Vazgeçilmezliği Üzerine Mitler: Mersin Örneği,” Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi Volume ¼ (2008).

[5] Sheila Jeffreys, The Industrial Vagina, (New York: Routledge, 2009):18.

[6] ILO, “Global Estimates of Modern Slavery: Forced Labour and Forced Marriage,” (2017).

[7] Dissosiyasyon kişinin zihninde yer alan duygu,düşünce, anı ve benzeri içerikleri geçici olarak kompartımanlaştırması, bir kenara koyması anlamına gelen bir mekanizmadır.

[8] Melissa Farley ve diğerleri, “Prostitution and Trafficking in Nine Countries: An Update on Violence and Postraumatic Stress Disorder.” Journal of Trauma Practice, 2:3-4 (2004):49.

[9] Dr. Meagan Tyler, “All Roads Lead to Abolition? Debates About Prostitution and Sex Work Through the Lens of Unacceptable Work,” Labour & Industry Volume 31 (2021): 66-86.

[10] Dr. Nermin Açıkalın, “Toplumda Fahişelik Kurumunun Vazgeçilmezliği Üzerine Mitler: Mersin Örneği,” Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi Volume ¼ (2008): 19.

[11] “Günümüz seks işçisi kültü,” erişim 4 Mart 2021, https://www.catlakzemin.com/gunumuz-seks-iscisi-kultu/

[12] Slutshaming, vikipediye göre, bir kişinin cinsel açıdan öne çıkarıcı davranışlar sergilemesinin, cinselliği çağrıştıracak durumlarda veya isteklerde bulunmasının önüne geçilmeye çalışılması, bu kişilerin toplumda suçlu veya aşağı hissettirilmesi eylemidir.

[13] Dr. Nermin Açıkalın, “Toplumda Fahişelik Kurumunun Vazgeçilmezliği Üzerine Mitler: Mersin Örneği,” Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi Volume ¼ (2008): 21.

[14] Dr. Nermin Açıkalın, “Toplumda Fahişelik Kurumunun Vazgeçilmezliği Üzerine Mitler: Mersin Örneği,” Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi Volume ¼ (2008): 24.

[15] Açıkalın’ın makalesinde röportaj yapılan kadınların kendilerine sermaye olarak hitap ettiklerini görüyoruz.

[16] National Legislation on Prostitution and the Trafficking in Women and Children (2005), 132.

[17] Does Legalized Prostitution Increase Human Trafficking? (2013), 76.

[18] The Law and Economics of International Sex Slavery: Prostitution Laws and Trafficking for Sexual Exploitation (2010), 87.

[19] “The myth of sex work is distorting the voices of the exploited women,” erişim 2 Mart 2021, https://www.newstatesman.com/politics/feminism/2017/09/myth-sex-work-distorting-voices-exploited-women

[20] Melissa Farley ve diğerleri, “Prostitution and Trafficking in Nine Countries: An Update on Violence and Postraumatic Stress Disorder.” Journal of Trauma Practice, 2:3-4 (2004): 51.

[21] “Ending Entitlement to Female and Feminized Bodies is Central to Women’s Liberation,” erişim 3 Mart 2021,http://www.af3irm.org/af3irm/2019/07/ending-entitlement-to-female-and-feminized-bodies-is-central-to-womens-liberation/

[22] “Türkiye’nin Fuhuş ve Göç Politikası,” erişim 4 Mart 2021, https://bianet.org/biamag/print/157316-turkiye-nin-fuhus-ve-goc-politikasi

[23] “Diyarbakır Genelevi’ndeki ‘pencere’ krizi sürüyor: 1 günlük iş bırakma eylemi yapıldı,” erişim 3 Mart 2021, https://www.indyturk.com/node/110696

[24] “Academic highlights high prostitution figures in Turkey’s $4 billion industry,” erişim 3 Mart 2021, https://www.hurriyetdailynews.com/academic-highlights-high-prostitution-figures-in-turkeys-4-billion-industry–104897

[25] “Türkiye’de kadın sığınma evlerinin sayısı ve olanakları yeterli mi?,” erişim 3 Mart 2021, https://www.birgun.net/haber/turkiye-de-kadin-siginma-evlerinin-sayisi-ve-olanaklari-yeterli-mi-310042

[26] Belediye Kanunu Üçüncü Bölüm (2005): 9472-2

[27] Melissa Farley ve diğerleri, “Prostitution and Trafficking in Nine Countries: An Update on Violence and Postraumatic Stress Disorder.” Journal of Trauma Practice, 2:3-4 (2004): 51.

[28] Dr. Nermin Açıkalın, “Toplumda Fahişelik Kurumunun Vazgeçilmezliği Üzerine Mitler: Mersin Örneği,” Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi Volume ¼ (2008): 28.

Pornografi

ANDREA DWORKIN

Bu metin, Dworkin’in 1981 yılında yayımlanan Pornography: Men Possessing Women kitabında ve geçtiğimiz yıllarda derlenen Last Days at Hot Slit‘de yer alıyor.

Sözcük olarak pornografi, Antik Yunancadaki pórnē ve graphos sözcüklerinden türetilmiştir ve “orospular hakkında yazmak” anlamına gelir. Pórnē “orospu” demektir, Antik Yunan’da bütün erkek yurttaşların erişimine açık genelev kadınını, özellikle ve ayırt edici bir biçimde en aşağı sınıf orospuyu kast ederdi.

Köleler dahil bütün kadınlar içinde pórnē, sözcüğün gerçek anlamıyla en ucuz olandı, en az saygı duyulan, güvenliğe en az sahip olandı. O basit, açık ve mutlak biçimde, bir seks kölesiydi. Graphos ise “yazı, gravür veya çizim” anlamına gelir.

Pornografi sözcüğü, “seks hakkında yazmak,” “erotiğin tasviri,” “cinsel eylemin tasviri,” “çıplak bedenlerin gösterilmesi,” “cinselliğin sunulması” ya da bunlar gibi edebi kisvede başka herhangi bir anlam taşımaz. Kadınların adi orospular olarak gösterildiği grafik betimleme anlamına gelir. Antik Yunan’da bütün fahişeler adi olarak düşünülmezdi: sadece pórnē’ler [porneia].

Çağdaş pornografi sıkı sıkıya ve tam manasıyla sözcüğün kökensel anlamına uygunluk göstermektedir: adi orospuların grafik betimlemesi, ya da bizim dilimizde sürtüklerin, ineklerin (cinsel mal, taşınabilir cinsel eşya gibi), kancıkların. Sözcüğün anlamında bir değişiklik olmadı ve janr yanlış isimlendirilmiş değil. Sözcüğün anlamındaki tek fark ikinci kısmı, yani graphos ile ilgili oldu: artık kameralar var – bununla birlikte fotoğraf, film ve videolar hala var. Grafik betimlemenin yöntemleri sayıca ve çeşit olarak arttı: muhteva aynı, anlam aynı, amaç aynı, betimlenen kadınların statüsü aynı; betimlenen kadınların cinselliği aynı; betimlenen kadınların değeri aynı. İleri teknoloji yöntemleriyle, böylesi grafik betimlemelerin var olabilmesi için gerçek kadınlara lüzum var.

Pornografi sözcüğü burada bahsedilenden başka bir anlam taşımaz, en adi orospuların grafik betimlenmesidir. Orospular erkeklere cinsel hizmet vermek için vardır. Orospular sadece eril cinsel tahakküm çerçevesinde mevcuttur. Doğrusu bu çerçevenin dışında orospu kavramı absürt olurdu ve kadınların orospu olarak kullanılmasına imkan olmazdı. Orospu sözcüğü eril tahakkümün diline bakılmaksızın açıklanamaz. Erkekler kadın kümesini, cinsini, mefhumunu, sıfatını, aşağılamasını, sektörünü, ticaretini, metasını, gerçekliğini orospuluk üzerinden biçimlendirmiştir. Kadın eril tahakkümün nesnel ve gerçek düzeninde orospu suretiyle var olur.

Pornografi, eril cinsel sistemde bilfiil nesnel, gerçek ve merkezidir. Kadınlara bu gözle bakıldığı ve bu değer biçildiği için kadın cinselliğinin pornografideki değeri nesnel ve gerçektir. Güç kadınlara karşı böyle kullanıldığı için pornografide betimlenen güç nesnel ve gerçektir. Kadınlar bu şekilde aşağılandığı için pornografide gösterilen ve onun hakikati olan aşağılama nesnel ve gerçektir. Kadınlar böyle kullanıldığı için pornografide gösterilen kadınların kullanımları nesnel ve gerçek bir şeydir. Pornografide kullanılan kadınlar, pornografide kullanılmaktadır. Pornografide sistematik ve tutarlı bir şekilde ifade edilen kadın tanımı nesnel ve gerçektir ki gerçek kadınlar bu tanımın sınırlarına yapılan kesintisiz referans dahilinde var olur ve yaşamak zorunda kalırlar. Pornografinin “cinselliğin sunulması” ya da “cinselliğin tasviri” olduğuna yaygın şekilde inanılması, sadece kadınların ederi düşük orospular olduğuna dair kanının yaygınlığını ve kadın cinselliğinin bizatihi kendisinin düşük ve bayağı addedildiğini vurgulamaktadır. Pornografinin “erotiğin tasviri” olduğuna dair yaygın kanı, kadınların aşağılanmasının, seksin gerçek hazzı sayıldığını gösterir. Kate Millet’ın not ettiği üzere, kadın cinselliği bir tek öze indirgenmiştir: “k a n c ı k… bizim özümüz, bizim cürmümüz.” Pornografinin “pis” olduğu düşüncesi kadın cinselliğinin pis olduğu ve pornografide aynen bu şekilde sergilendiği düşüncesinden kaynaklanır; kadın bedeninin (özellikle genital organlarının) bizatihi kendisinin pis ve iffetsiz olduğu düşüncesinden. Pornografi, kimilerince iddia edildiği gibi cinselliğin pis olduğu fikrini çürütmez: aksine bu fikri somutlaştırır, kullanır; pornografi bu fikri satar ve teşvik eder.

Birleşik Devletler’de, porno endüstrisi plak ve film endüstrisinin birleşiminden dahi daha büyüktür. Geniş bir iktisadi yoksulluk döneminde büyümektedir, daha fazla erkek tüketici pornografiye – kadınların adi orospular olarak betimlenmesine – daha fazla para harcamaya can atmaktadır. 

Pornografi artık kablolu televizyonla da naklediliyor; şimdilerde evde video oynatıcılarda kullanılması için pazarlanıyor. Teknolojinin kendisi, kendi oluşturduğu bu piyasanın beklentilerini karşılamak için daha fazla pórnē yaratılmasını talep etmektedir. Gerçek kadınlar bağlanıp, gerdirilip, asılıp, sikilip, toplu tecavüze uğrayıp dövülüyor ve daha fazlası için yalvarıyorlar. Fotoğraf ve filmlerde gerçek kadınlar pórnē olarak kullanılıyor ve gerçek kadınlar pórnē şeklinde tasvir ediliyor. Pezevenkler kâr etmek için pórnē tedarik etmek zorunda çünkü teknoloji ile birlikte, kadınların vahşete maruz kalıp bundan hoşlandığını betimleyen görsellerin tüketimine yönelik piyasa genişliyor. Bir fotoğraf binlerce sözcüğe tekabül ediyor. Piyasanın beklentilerini karşılamak için talep edilen fotoğraf sayısı grafik betimlemenin beklentilerini karşılamak için talep edilen pórnē sayısını belirliyor. Teknoloji ve ona erişimin büyümesiyle birlikte sayılar da artıyor. Teknoloji, doğası gereği, giderek daha fazla edilgen rızayı grafik betimlemelere teşvik ediyor. Edilgenlik, zaten her şeye aldanan müşterinin daha çok kandırılmasını sağlıyor. Erkek, pornografinin başına bir inanan olarak oturuyor ve bir misyoner olarak kalkıyor. Kadınların kullanımını bilfiil nakleden teknoloji, böylece onu meşrulaştırmış da oluyor.

Eril sistemde, kadınlar sekstir; seks ise orospudur. Orospu pórnē’dir en aşağı orospu, bütün erkek yurttaşlara ait olan orospu: sürtük, kancık. Kadını satın almak pornografi satın almaktır. Kadına sahip olmak pornografiye sahip olmaktır. Kadını görmek pornografiyi görmektir. Kadının cinselliğini, özellikle genital organlarını görmek, pornografiyi görmektir. Kadını seks esnasında görmek orospuyu seks yaparken görmektir. Kadını kullanmak pornografiyi kullanmaktır. Kadını istemek pornografiyi istemektir. Kadın olmak pornografi olmaktır.

Çeviri: lorcareader

Yalan

ANDREA DWORKIN

Sizlerle çevirisini paylaştığımız bu konuşma metni, aşağıdaki açıklamada da bahsedildiği gibi geçmişte Times Meydanı’nın manzarasını anlayarak okunmalı. O yıllarda büyümekte olan ve ‘ifade özgürlüğü’ temelinde yasal düzenlemeler peşindeki porno film sektörü içinse bu mahalle kanatlanmadan önce besleyip büyütüdüldüğü bir yuva gibi. Porno filmlerin gösterildiği sinemalar, videoların tek kişilik kabinlerde izlenebildiği dükkanlar, striptiz klüpleri, temel faaliyetin seks ticareti olduğu sokaklar, barlar, kulüpler, oteller… Şunu da eklemek gerek, bunların artık yerlerinde olmaması o dönemlerde pornografiye temelden itiraz yükselten feministlerin elde ettiği bir sonuç değil. Gayrımenkul piyasalarındaki değişimlerle, fuhuş ve pornografiyi yok etmek değil, gözden ırak tutmak isteyen muhafazakar poltikalar Times Meydanı’nın çehresini değiştirmiş. Ancak pornografi içerdiği şiddetle birlikte artık insanların cebine kadar girmiş durumda. Pornografinin bugünkü tüketimi ve popüler kültürdeki yansımaları hayatlarımızı şekillendirirken, pek çok insan bu duruma sorgulamadan alışmış görünüyor.

Fotoğraf: © George Cohen “Women Against Pornography,” 42nd St., NYC, 19

“Yalan, 20 Ekim 1979’da, New York’un resmi ve güzel halk kütüphanesinin arkasındaki Bryant Park’ta düzenlenen eylemde okunan bir konuşma metni. Bu parka genellikle uyuşturucu satıcıları hakimdi. Arkasındaki kütüphane ile birlikte, sanayileşmiş Amerika’nın cinsel istismar başkenti olan Times Meydanı’nın alt sınırını belirliyordu. Pornografiye Karşı Kadınlar tarafından düzenlenen ve başını çekenler arasında Susan Brownmiller, Gloria Steinem ve Bella Abzug’un yer aldığı eylemde, ezici çoğunluğu kadınlardan oluşan 5000 kişi Times Meydanı’nda yürüdü. Yürüyüş, Times Meydanı bölgesinin en üst sınırı olan West 59 Street’teki Columbus Circle’da başlamış ve Bryant Park’taki miting ile sona ermişti. İlk defa, Times Meydanı pezevenklere değil kadınlara aitti; kâr uğruna canı yakılan ve istismar edilen değil, gururlu ve zafer kazanmış kadınlara. Yürüyüş pornoculara kadınların kitleler halinde isyan edip bu acımasız caddelerdeki sıradan faaliyet olan organize kadın ticaretini durdurabileceğini gösterdi. Feministler parkta varlıklarını gösterdiler ama onu ellerinde tutmadılar.”

Entelektüellerin erotik sanat dediği entel dantel pornografiden, tezgâh altındaki çocuk pornosuna, kuşe kâğıtlı erkek “eğlence” dergilerine uzanan çamur deryasında gördüğümüz her türlü pornografininin özünde temel bir mesajı var. Pornografide sürekli iletilen esas mesaj şu: Kadın bunu ister, kadın dövülmek ister, kadın zorlanmak ister, kadın kendisine gaddarca davranılmasını ister, kadın canının yakılmasını ister. Bu, tüm pornografik ürünlerin temel prensibidir. Kendisine yapılan bu iğrenç şeyleri kadın ister. Bundan hoşlanır. Kendisine vurulmasından hoşlanır, canının yanmasından hoşlanır, zorlanmak hoşuna gider.

O sırada bu ülkenin dört bir yanında, kadınlar ve genç kızlar tecavüze uğruyor, dayak yiyor, sekse zorlanıyor, şiddet görüyor ve canları yakılıyordur.

Polisler onların aslında bunu istediklerine inanır. Çevrelerindeki insanların çoğu, bunu istediklerine inanır. Eşinden şiddet gören kadın sonunda korunma ya da yardım istemeye cüret ettiğinde, defalarca “peki adamı kışkırtmak için ne yaptın?” sorusunu duyar. Polis tecavüz mağduruna “zevk aldın mı?” diye sorar. “İtiraf et bir yanın bunu istedi” diye sıkıştırır psikiyatrist. “Bu dışarı çıkarman gereken enerjiydi” der guru. Yetişkin erkekler, sekiz, on ya da on üç yaşındaki öz kızlarının bile onları kışkırttığını iddia eder.

Kadının canının yakılmasından hoşlandığına dair bir inanç mevcut. Kadının sekse zorlanmak istediğine dair bir inanç mevcut. Her yerde bunu istediğine dair kanıt bulunur: Giyinişinde; yürüyüşünde; konuşma tarzında; oturup kalkışında. Mesela hava karardıktan sonra sokağa çıkmıştır; bir erkek arkadaşını eve çağırmıştır; erkek komşusuna selam vermiştir; kapıyı açmıştır; bir adama bakmıştır; bir adam ona saati sorduğunda cevap vermiştir; babasının kucağına oturmuştur; babasına cinsellikle ilgili bir soru sormuştur; bir erkekle aynı arabaya binmiştir; en iyi arkadaşının babasının ya da amcasının ya da öğretmeninin arabasına binmiştir; flört etmiştir; evlenmiştir; bir keresinde seviştiği bir adama daha sonra hayır demiştir; bakire değildir; babasıyla konuşmuştur; sinemaya yalnız başına gitmiştir; tek başına yürüyüşe çıkmıştır; tek başına alışverişe gitmiştir; gülümsemiştir; evde yalnızdır, uyuyordur, bir adam zorla içeri girer ve hâlâ o soru sorulur, “Hoşuna gitti mi? Pencereyi biri içeri girsin diye mi açık bıraktın? Her zaman üstünde giysi olmadan mı uyursun? Orgazm oldun mu?”

Vücudu morluklar içinde, tartaklanmış, canı yakılmıştır ama hâlâ ısrarla aynı soru sorulur: Buna sen mi sebep oldun? Hoşuna mı gitti? Bu onca zamandır istediğin şey değil miydi? Beklediğin, istediğin ve hayalini kurduğun bu değil miydi? Hayır, der durursun. Hayır dediğini, istemediğini ispat etmeye çalışırsın. Ha şu çürükler, morluklar mı? Kadınlar biraz sert sever. Onu ayartmak için ne yaptın? Onu nasıl baştan çıkarttın? Hoşuna gitti mi?

Bir erkek arkadaş ya da bir koca veya ebeveynleri ya da bazen bir kadın sevgili bile, kadının eğer gerçekten isterse adamı durdurmayı başaracağını düşünür. Eğer olay gerçekleşmişse kadın bunu hakikaten istemiş olmalıdır. Neyi istemiş olmalı ki? Zorlanmayı, canının yanmasını, zarar görmeyi, acıyı, aşağılanmayı. Neden istemiştir? Çünkü o bir kadındır ve kadınlar her zaman kışkırtır, hep bunu ister, bundan hoşlanır.

Peki fikri önemsenen herkes kadınların zorlanmayı, canlarının yakılmasını ve şiddete maruz kalmak istediklerini nereden biliyor? Pornografiden. Yüzyıllar boyunca, erkekler pornografiyi gizlice tükettiler. -Evet, avukatlar, yasa koyucular, doktorlar, sanatçılar, yazarlar, bilim insanları, ilahiyatçılar, filozoflar. Ve aynı yüzyıllar boyunca, kadınlar pornografiyi tüketmediler ve kadınlar avukat, yasa koyucu, doktor, sanatçı, yazar, bilim insanı, ilahiyatçı ve filozof olmadılar.-

Erkekler, içinde bunu her zaman isteyen kadınların olduğu pornografiye inanıyor. Erkekler, içinde kadınların direnip hayır dediklerinde bile bunu sırf erkeklerin onlara daha fazla güç ve şiddet uygulaması, daha çok zorlaması için yaptıkları pornografiye inanıyor. Erkekler bugün bile pornografiye inanıyor ve hayır diyen kadınlara inanmıyor.

Bazıları pornografinin sadece bir fantezi olduğunu söyler. Bunun neresi fantezi acaba? Kadınlar gerçekten dövülüyor, tecavüze uğruyor, sekse zorlanıyor, kırbaçlanıyor ve esir tutuluyorlar. Tasvir edilen şiddet gerçek. Pornografide tasvir edilenler, gerçek kadınlara ve gerçek kız çocuklarına karşı gerçekleştirilen şiddet eylemleri. Buradaki esas fantezi, kadınların istismara  duydukları arzudur.

Ve biz bugün sakince anlatmak için; bağırmak, çığlık atmak, feryat etmek, haykırmak için buradayız. Biz kadınlar bunu istemiyoruz, bugün istemiyoruz, yarın istemeyeceğiz, dün istemedik. Bunu asla istemeyeceğiz ve hiçbir zaman istemedik de. Fahişe sekse zorlanmayı ve canının yakılmasını istemez. Ev kadını sekse zorlanmayı ve canının yakılmasını istemez. Lezbiyen sekse zorlanmayı ve canının yakılmasını istemez. Genç kız sekse zorlanmayı ve canının yakılmasını istemez.

Bu ülkede her yerde, her gün, binlerce kadın ve genç kız şiddete uğruyor. Ve bu fantezi değil, her gün kadınlar ve genç kızlar tecavüze uğruyor, dövülüyor ve sekse zorlanıyorlar. Bu yüzden temel prensibi ve önkabulü istismar edilmek istediğimiz, canımızın yakılmasından zevk aldığımız, zorlanmaktan hoşlandığımız olan hiçbir tasviri bir daha asla kabul etmeyeceğiz.

İşte bu yüzden pornografiyle nerede bulursak savaşacağız; ve bunu savunan, üreten, satan ve kullananlarla savaşacağız.

Ve şundan emin olabilirsiniz: Pornografiye karşı yürüttüğümüz bu mücadele sessizliğe karşı mücadeledir; gerçek kurbanların sessizliğine. Pornografiye karşı hareketimiz, bir konuşma hareketidir; cinsel şiddetle susturulan kadınların ve genç kızların sesidir. Ve bir daha asla ama asla susturulmayacağız.

Çeviri: Pınar

Pandemiye Küresel Feminist Perspektiften Bakmak: Kriz Bittiğinde Nasıl bir “Normal” Bekliyoruz?

Avrupa Göçmen Kadınlar Ağı, geçtiğimiz Mart ayı sonunda paylaştığı bu metinde bizlere Beauvoir’ın bir uyarısını hatırlatıyor: “Kadın haklarının sorgulanması için siyasi, ekonomik veya dini bir krizin yeterli olacağını asla unutmayın. Bu haklar asla tam anlamıyla elde edilemez. Hayatınız boyunca tetikte kalmanız gerekecek”. Nitekim Türkiye’de de bunu İstanbul Sözleşmesi’ne ve kadınların nafaka hakkına açılan savaşın Covid-19’un yaşamlarımızı her anlamda işgal ettiği günlerde yoğunlaşmasında izleyebiliyoruz. Bu metnin çevirisine, hem bize bunları hatırlatması, aramızdaki benzerlikleri göstermesi; hem de Avrupa’da yaşayan ama kökleri dünyanın başka yerlerinde olan kadınların görüşlerine yer vermek, görece refah içindeki ülkelerde de kadınların bu krizde ne gibi zorluklar yaşadığını aktarmak için yer verdik…

Covid-19 pandemisinin ve salgının önlenmesi için devletler tarafından alınan tedbirlerin ortasında, Avrupa Göçmen Kadınlar Ağı (European Network of Migrant Women) olarak bu krizin bazı yönlerine dair analizimizi, küresel feminist bir bakış açısından sunmak istiyoruz.

EPİDEMİ ESNASINDA SIĞINMACI KADINLAR VE KIZLAR

Epideminin patlak vermesinin başlangıcında, Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi (ECDC) “COVİD-19 ile savaşmaya yardımcı” birtakım tedbirler yayınladı. İşin gerçeği, bu tedbirlerin hiçbiri şu an mültecilerin konakladığı yerleşkelerde uygulanamaz. Çoğu mülteci tesisinde yeterli temiz su, banyo veya sabun olmadığından elleri sık sık dezenfekte etmek gibi çok basit bir adımı uygulamak bile imkansız. ECDC, “evde veya belirlenmiş bir ortamda, tek, özel, yeterince havalandırılmış bir oda ve tercihen özel bir tuvalet ” kullanmayı, “kalabalık ortamlardan” kaçınmayı ve “sosyal mesafeyi” korumayı tavsiye ediyor. Mültecilerin çoğu zaman kapasitelerinin üstünde insan barındıran odalarda kaldığını göz önünde bulundurduğumuzda bunların hiçbirinin sürdürülebilir olması mümkün değil. “2-4 hafta yetecek kadar erzak bulundurun” önerisi, bu erzağı saklayabilmek için herhangi bir geliri, satın alacak ve depolayacak yeri olmayan mülteciler için yine imkansız. Bu süreçte mülteciler, vefat etmiş, kaybolmuş veya başka bir ülkede olan “sosyal bağlantılarını” da devreye sokamaz. 

Birçok sivil toplum kuruluşu ve Avrupa Parlamentosu Temel Haklar, Adalet ve İçişleri (LIBE) Komitesi, çoktan pandeminin “mülteci ve göçmen boyutu”na vurgu yaptı. Bununla birlikte, bu koşullar herhangi bir mülteci için kötü olsa da nesnel olarak kadınlar ve kızlar için; hele de örneğin Yunanistan-Türkiye sınırında kısılı kalmış olanlar, İrlanda’da ‘Direct Provision’ veya İtalya’da ‘hotspot’ olarak anılan konaklama merkezlerinde yaşayanlar için çoğumuzun hayal edebileceğinden çok daha kötüdür. Halihazırda erkeklerin bakışlarından ve tacizden uzak, temel ihtiyaçlarını giderebildikleri, pedlerini değiştirebilecekleri, çocuklarını emzirebilecekleri veya duş alabilecekleri kadınlara özel güvenli alanlara sahip olmayan ve süregelen erkek şiddetine -toplu tecavüz ve zorla evlilik de dahil olmak üzere- maruz kalan kadınlar; şimdi hasta bakımını da sırtlamakla uğraşıp enfeksiyon riskini azaltmaya çalışırken, bu krizin ortasında ortaya kaçınılmaz olarak çıkan yeni çatışmaları ve erkek şiddetini idare etmek zorunda da kalıyorlar.

YAŞLI KADINLAR

Birleşmiş Milletler’de yaşlıların tüm insan hakları konusunda bağımsız uzman olan Rosa Komfled-Matte, “Bakımevlerinde terkedilmiş yaşlılar veya huzurevlerinde bulunan cesetler hakkındaki raporlar endişe verici. Bu kabul edilemez,” şeklinde konuştu. Raporlardan kastettiği ise Avrupa’dan gelmekte olanlardı.

Hepimiz çoktan “en çok risk altında olanların YALNIZCA yaşlılar”, “SADECE 70 yaş ve üzeri için ölümcül sonuçların yüksek”, çok fazla insanın öldüğünü, “FAKAT çoğunun yaşlı” olduğunu duyduk.

Bu ifadelerin tamamı, şaşırtıcı olmasa da rahatsız edici bir gerçeği, yaşlılara karşı olan umursamaz tavrı gün yüzüne çıkarıyor. Bu pandemiyle birlikte, yaşlandığı halde gençliği takıntı haline getirmiş, medyadan feminist harekete kadar her şeyin “gençlik”i methettiği, genç insanların özgür tercih ve bireysel güçlenme gibi liberal doktrinler tarafından hedef alındığı Avrupa toplumunda yaşlılar, en iyi ihtimalle “istenmeyen” en kötü ihtimalle “harcanabilir” olanı sembolize eder hâle geldi. Yaşlı ve savunmasız kişiler için alışveriş saatleri ve evlere yemek servisi gibi bazı girişimler mevcutsa da, bunlar “güçlü olan hayatta kalır” bağlamında yalnızca “ekstra” önlemler. Bu bağlam, panik halinde alışveriş yapan ayrıca sorumsuzca dışarıya çıkan fit, hareket kabiliyetine sahip ve zengin kişilerin “Covid-19 tarafından öleceklerin YALNIZCA yaşlılar olacağı” mesajıyla kendilerini güvende hissettiği anlamına geliyor.

Özellikle 35 yaş altı herkesi “genç” sayan Avrupa Birliği’nde “yaşlı” oldukça soyut bir kategori. Avrupa’da kadınlar, 60 yaş üstü kişilerin %55’ini, 80 yaş üstü kişilerin %64’ünü ve yüz yaşını aşmışların %84’ünü oluşturuyor ve erkeklerden daha uzun yaşıyor. Bu kadınlar erkeklerden daha uzun yaşıyor olabilirler ancak ilerlemiş yaşlarına da bağlı olarak kronik sağlık problemlerine sahipler; yıllarca bakımını üstlendikleri kocalarının veya ailerinin ölümünden sonra yalnız yaşıyor; toplumun en yoksul kesimlerinden birini oluşturuyorlar. Doktorlar hayatta kalma şansı en yüksek olan veya yoğun bakımdan çıktıktan sonra onlara bakabilecek ailelere sahip kişilere öncelik verirken ölüme terk edilmesi gerekenlerin bu kadınlar olacağını varsayabilir miyiz?

ERKEK ŞİDDETİ PANDEMİSİ

Eğer tarihten öğreneceğimiz bir şey varsa o da -herhangi- bir krizin ardından patlak veren ilk şeyin erkek şiddeti olduğu. Toplu katliamların ve çete şiddetinin ezici çoğunluğunun erkekler tarafından gerçekleştirildiği modern toplumlarda bu pandeminin; krizin psikolojik, ekonomik ve sosyal sonuçlarıyla başa çıkamayan erkeklerde bir şiddet dalgasını tetikleyebileceğini biliyor olmamız gerek. Doğal felaketlerden etkilenen yerlerde ve çatışma bölgelerinde çalışmış olanlarımız, stabil sosyal yapıların çöküşünün, bu çöküşten bağımsız gibi gözüken şiddet dalgalarını serbet bırakabileceğini çok iyi biliyoruz. Bu şiddetin ilk hedefi ise kadınlar.

Göç üzerine yaptığımız çalışmalardan da kadınların değişen koşullara daha hızlı uyum sağladığını, daha fazla direnç ve esneklik sergilediklerini, statü veya gelir kaybıyla baş etmek konusunda psikolojik olarak daha hazırlıklı olduklarını biliyoruz. Ne de olsa çoğumuz çocukluktan beri “ikinci cins” statümüzü kabul etmek için eğitildik. Öte yandan erkekler genellikle kontrol kaybı, reddedilme veya ekonomik istikrarsızlıkla baş edemiyorlar. Erkeklerin küresel intihar oranları kadınlarınkiyle karşılaştırıldığında bize tam olarak bunu söylüyor. Kaçınılmaz olarak kitlesel ölçekte psikolojik sonuçlar doğuran böylesi bir sağlık krizinde, erkeklerin bu sonuçlarla baş etmekteki yetersizliği de kitlesel hale geliyor. Pek çok kadın ve erkek aynı evlerde kilitli kalmışken ve ev içi erkek şiddeti gerçek bir risk oluştururken, bu krize karşı kitlesel eril tepki riski de oldukça gerçek.

GREVIO Komitesi ve BM Kadına Yönelik Şiddet Özel Muhabiri gibi pek çok feminist ve feminist grup, sokağa çıkma yasağının kadınlar için yarattığı tehlikeye dikkat çekti. Ev, erkekler tarafından cinsel ve fiziksel saldırıya uğrama ve öldürülme ihtimalimizin en yüksek olduğu yer. Bu istatiksel gerçeği göz önünde bulundurduğumuzda, kadınlara evde kalmalarını öneren veya talep eden her önlem, kendi içinde bir problem teşkil eder. Yeni bir epidemik olan Covid-19 ile eski bir epidemik olan erkek şiddeti arasında yapılan acımasız seçim ise apaçık: Halk sağlığını ilgilendiren bir kriz esnasında eğer bir kadınsanız, dayağı en azından kendi evinizde yersiniz!

Bunlar abartılı sözler değil: Çin’de ev içi şiddet ile ilgilenen sivil toplum kuruluşları, karantina esnasında mağdurlara verilen destek azalırken, ev içi şiddetin arttığını ve nedenlerin %90’ının epidemi ile ilgili olduğunu bildirdi. Aynı durum -Fransa, İtalya ve İspanya gibi ülkelerde- destek arayan ama bulamayan şiddet mağdurlarınının sayısının arttığı Avrupa’da da mevcut. İngiltere 28 Mart’ta, eşiyle birlikte izolasyonda olan bir adamın işlediği kadın cinayeti ile ülkenin ilk koronavirüs kadınkırımını bildirdi. Bu durumda, özellikle yasal statülerini kaybetme korkusu yüzünden adalet ile aralarına duvarlar örülmüş şiddet mağduru göçmen kadınların kaçacak yeri olmayacak. Eğer şiddet faillerini şikayet ettiklerinde kendi haklarının ellerinden alınmayacağı açıkça belirtilmezse; göçmen kadınlar cinayete kurban gitmelerinin virüsten ölmelerinden daha yüksek olabileceği hânelerde, istismarcılarla birlikte yaşamaya devam edecek. Diğerleri ise suçlu muamelesi görebilecekleri, organize suç ağlarının eline düşebilecekleri, yetersiz beslenme ve enfeksiyona maruz kalabilecekleri sokaklarda yaşamak zorunda bırakılacak. Avrupa’daki bazı devletler ülkede ikamet eden herkesin yasal statülerinden bağımsız sağlık hizmetlerine, korumaya ve ödeneklere erişimlerinin sağlanacağını garantilerken pek çoğu böyle bir niyetlerinin olduğunu göstermedi. Aksine, bazısı ‘yabancı virüs’ü zaten göçmenlerin getirdiği şeklindeki ırkçı bir bahaneyle bu insanları sağlık desteğinden kesmeyi düşünüyor.

BAKIM VE EV İŞİ SEKTÖRÜNDEKİ KADINLAR

Kemer sıkma politikalarından ilk etkilenecek, hakettiği değere ve kaynağa sahip olmayan sektörlerdeki bakım, hemşirelik, ev ve temizlik işlerinin çoğu kadınlar tarafından yapılmakta. Şimdi bu kadınlar, evlerinde tecritte olan vatandaşlar tarafından pencerelerden -haklı olarak- alkışlanıyorlar. Ancak Avrupa hem AB içinden hem de dışından, çoğu göçmen olan ucuz işgücü ithal ettikçe alkış gibi sembolik övgüler bu kadınların somut gerçekliğini değiştirmeyecek. Pandemi olsun ya da olmasın, bu kadınlar uzun saatler boyunca güvencesiz koşullar altında çalışıyor. Bu süreçte onlar, evde kalıp kendilerine bakmayacaklar. Bunun yerine, sistemin belkemiğini oluşturduklarından ve onlar olmadan sistem parçalanacağı için işlerine gidecek ve başkalarıyla ilgilenecekler.

Bu pandeminin teşhir ettiği bakım krizi hakkında feministler tarafından pek çok şey söylendi. Ancak bu kriz, bahsi geçen sektörlerde herhangi bir yasal koruması olmayan kadınlar için daha da derine iniyor. İspanya’daki krizin başlangıcında bakım ve hizmet işçisi dernekleri, işverenleri tarafından çalıştıkları evlerden ayrılmaları engellenen yatılı ev işçilerinin içinde bulunduğu durumu kınadı. Diğer işçilerin aksine bu işi yapanlar sigorta hakkına sahip değiller, çalışma koşulları denetimden muaf ve emekli olamıyorlar. Evden, uzaktan çalışmaya geçebilecek durumda da değiller. Bundan kısa bir süre sonra İspanya hükümeti koronavirüs tarafından etkilenen nüfusa yardım etmek için ekonomik tedbirler aldığını açıkladı. Ancak çoğunun belgesiz veya kayıt dışı ekonomiye dahil olduğu 630.000 ev işçisinin ihtiyaçlarına yönelik net bir önlem yok. Birkaç istisna dışında Avrupa’daki diğer devletler destek paketlerinde, gelirsiz kalan yüz binlerce ev işçisine nasıl yardım edecekleri konusunda sessiz kaldı. Diğer belgesizlerle birlikte şimdi bu kadınlar, güvencesiz ve kötü şartlara sahip olan işlerine devam etmek veya cinsel sömürü dahil tehlikeli ve suistimale açık durumlara itilme riski ile karşı karşıyalar.

FUHUŞ VE PORNOGRAFİ İÇİNDEKİ KADINLAR

Eğer hala fuhuş gerçekliğini anlamadıysak şimdi bunun tam sırası. Bu sistemin içindeki kadınlar hem virüsün hem de bu “işletme yönetiminin” tüm cinsiyetlenmiş sonuçlarına katlanma riski altındalar. Fuhuş için, “sosyal mesafe” uygulamak kelimenin tam anlamıyla “işe son vermek” anlamına geliyor, ancak pratikte görünen nedir?

Fuhuş içindeki kadınlar çok sayıda erkekle temas kuruyorlar; bunlardan bazıları virüsün taşıyıcısı olabilir ve pek çoğu kadınları korunmasız cinsel aktivitelere zorlayabilir. Seks ticaretindeki kadınlara kendilerini koruma hususunda verilen önerileri anlamak için Arjantin ‘seks işçileri’ sendikası AMMAR’ın bir duyurusuna bakılabilir; kadınlara ellerini yirmi saniyeden fazla süreyle yıkamaları ve yakında yurtdışına çıkmış ya da semptom gösteren erkekleri reddetmeleri söyleniyor. Eğer fuhuş bir “hizmet” olsaydı kadınlara maske, elbise ve eldiven içeren kapsamlı bir hijyenik koruma sunulabilir ve hiçbir “müşterinin” onlara bir metreden fazla yaklaşmasına izin verilmezdi. Endüstrinin önerdiği sözde sağlık önlemleri, esas riskin dezenfektan jeli eksikliği değil, bedeli ne olursa olsun cinsel tatmin hakkına sahip sayılan müşterinin kendisi ve kadınlara karşı erkek şiddetinin sürekliliği olduğu gerçeğinin üzerinin örttü. Kadınların hayır deme hakkını ellerinden almak, bu sürekliliğin kaynağıdır.

Buna karşın, devletler farklı yaklaşımlar sergilediler. Almanya, Hollanda ve İsviçre, yani Avrupa’nın yasalarca düzenlenmiş en büyük fuhuş pazarına sahip ülkeler genelevlerini kapattı ve bu kuralı ihlâl edenlere para cezaları getirdi. On yıllar boyunca cinsel tatminin hayati bir insani ihtiyaç olmadığını savunan feministler ile karşılaştırıldığında, Covid-19’un bunu anlatmayı başarması birkaç gün aldı. Yasal düzenlemeyi en çok savunan devletler bile bir konuda çok net: Erkekler, “ihtiyaçlarını” gidermeyen bu endüstri olmadan da idare edebilirler.

Buna rağmen, artık küreselleşmiş cinsel sömürü sisteminde hiçbir şey göründüğü kadar basit değil. AB içindeki tüm fuhuş piyasalarında; kimi zorla çalıştırıldığı, kimi ekonomik seçeneklerden yoksun olduğu için, çoğunluğu AB içinden ya da dışından gelen göçmen kadınlar oluşturuyor. Bu kadınların çoğu uzaktan veya yakın mesafeden pezevenkler tarafından kontrol ediliyor; ezici çoğunluğu denetimli fuhuş yapılan ülkelerde dahi “çalışan” olarak kayıtlı değil. Dolayısıyla sağlık hizmetlerine, sigortaya, sosyal hizmetlere ve yardımlara da erişimleri yok. Ticaretin durdurulmasıyla, devletler bu kadınların zaten yaptıklarından daha tehlikeli “tercihler” yapmaya devam etmemeleri için acilen ve uzun vadeli destek sağlamazsa, kayıpları büyük olacak. Pezevenkler ve müşteriler bu endüstride bulunan kadınları zorladıkları, manipüle ettikleri ve sömürdükleri için sorumlu tutulmazsa ve kadınlara bu endüstriden çıkabilmeleri için gerekli maddi destek sağlanmazsa, seks ticaretine şartlar gözetilmeden bütünüyle getirilen yasaklar, eninde sonunda halihazırda mağdur olan kadınlara zarar verecektir. 

Bu arada ne yazık ki fiziksel pazarların kapatılmasının yan etkilerinden biri ortaya çıktı. Kadınların çaresizliğini hızla sermayeye dönüştürme fırsatından yararlanan pornografi ticaretinde bir sıçrama gerçekleşti. Şu an insan kaçakçılığı suçlamalarıyla karşı karşıya kalan ve kadınların kayıt altına alınan cinsel istismarının en büyük çevrimiçi deposu olan Pornhub, premium hizmetlere ücretsiz geçiş sağlayarak erkeklere “hayırsever” bir teklif sundu. Pek çok işletmenin çevrimiçi hizmet sunmaya başlaması, fuhuş bağlamında kadınların genelevlerde muhatap olmaları gereken istismarcı erkeklerle artık çevrimiçi baş etmeleri anlamına geliyor. Ayrıca fuhuştan yararlanan erkeklerin -eğer sosyal izolasyonun psikolojik etkisi daha da kötüleştirmezse- davranışlarını değiştirme ihtimali pek mümkün gözükmediğinden, artan talebi karşılamak için mevcudun iki katı kadına ihtiyaç duyulacak. Bu kadınları da en dezavantajlı arka planlara sahip, bekar anneler, işsizler, gelir sahibi olmayan öğrenciler, mülteci ve göçmenler oluşturacak.

KADINLARIN SAĞLIĞI VE CİNSİYETİN* YENİDEN KEŞFİ

Şu anda tespit edildiğine göre Covid-19 erkekleri kadınlardan daha fazla öldürüyor. Bazıları bunun bizim bağışıklık sistemimizle, dişilik hormonlarıyla ve erkeklere göre daha sağlıklı bir yaşam tarzına sahip olmamızla ilgili olduğunu söylüyor. Dünya Sağlık Örgütü kadınların doğuştan gelen biyolojik avantajından bahsederken kimi bilim insanları da kadınların erkeklere göre çift X kromozomundan kaynaklanan hatırı sayılır bir bağışıklık avantajı olduğunu belirtiyor. Ancak elimizde kesin bir yanıt yok. Bu belirsizlik, sistemlerimizin -sadece tıbbi sistemlerimizin değil, herhangi bir sistemimizin- verileri cinsiyete göre ayırmıyor olması ve iki ayrı grubun, -kadın ve erkeğin- farklı ihtiyaçlarını ele almaması gerçeğinden kaynaklanıyor. Bunun yerine erkekler varsayılan olarak kabul ediliyor. Caroline Criado Perez bunu Görünmez Kadınlar: Erkekler İçin Tasarlanmış Bir Dünyada Veri Önyargısının İfşası isimli kitabında açıkça anlatıyor. Bu yetmezmiş gibi , zaten kadınlar hakkındaki veri sınırlı iken, şu an rağbette olan “toplumsal cinsiyet” (gender) kavramı “cinsiyet”(sex) yerine de kullanılmaya başlandı ve böylece insanın değişmez bir niteliğini “kimlik” konusu haline getirdi. Fakat cinsiyetli bedenlerimiz kişisel kimlik tespitine indirgenemez ve küresel kriz de bu zararsız gerçeğin altını çiziyor. Covid-19’un baskısı altında bazı klinikler, sadece kadınların maruz kaldığı üreme temelli bir sömürü olan taşıyıcı anneliğin sağlık üzerindeki zararlı etkisinin büyük olduğunu çünkü “taşıyıcı annelere” bağışıklık baskılayıcı ilaçların enjekte edilip kadınların virüsün üstesinden gelemeyecek hale getirildiğini en sonunda itiraf etti. Cinsiyetin kişisel beyanla belirleniminin yaygınlaştığı yerlerdeyse, sağlığımız için cinsiyetimizin doğru kayıt edilmesinin, onun hakkında hissettiklerimizden daha önemli olduğunun farkına varanlar oldu. Ne de olsa cinsiyet, umursamaz doktorlar tarafından bize rastgele “atanmış” bir kurgu olmaktan ziyade, doğumda gözlemlenebilir ve bir ölüm kalım meselesine dönüşebilir.

Gelgelelim bu sağlık sorunu sadece Covid-19’un daha ciddi formlarına karşı kimin daha savunmasız olduğundan ibaret değil. Dişi cinsiyetin daha dirençli olduğu kanıtlanmışsa da kadınlar, kriz boyunca bir dizi sağlık sorunuyla daha fazla yüzleşecek. Yeterli koruma olmaksızın sağlığı riske atılarak çalışan hemşireler ve temizlikçilerden; ev içinde istismara katlanmak zorunda olan kadınlara; çocukların evden eğitim yükünün çoğunu sırtlanmakla akıl sağlığı zorlanan annelere, bir grup olarak kadınların sağlığı bu krizin sonuçlarından kötü etkilenecek. Karantinadan dokuz ay sonra yeni bir bebek patlaması beklememiz gerektiği bir espiri haline gelmiş olsa da aslında birçok AB devletinde kürtaj servislerinin “önemsiz” görüldüğü varsayılıyor ve kadınlar doğum kontrolüne ulaşmakta zorluk yaşıyorlar. Dokuz ay sonrasında gerçekten de çok sayıda bebek doğabilir fakat bu kadınların üreme tercihlerinin bir sonucu mu olacak yoksa bu tercihlerinin yokluğunun mu?

“Gelişmekte olan ülkeler”de özellikle de yiyecek kıtlığı olan ya da dünyada en çok sayıda mülteciye ev sahipliği yapanlarda kadın sağlığı meselesi daha da zorlayıcı olacaktır: Karantina altında -yani kimi sektörler ortadan kaybolurken yiyecek stoklama imkanı olmayan ailelerin varlığında- kızların zaten yaygın olan yetersiz beslenmesi göz önünde bulundurulduğunda, kızların ve kadınların sağlığı üzerinde bunun ne gibi etkisi olacak? Halihazırda cinsiyete bakılarak gerçekleştirilen kürtajların yaygınlığı ve yüksek kadınkırım oranları düşünüldüğünde topluluklar virüsün erkekler için daha ölümcül olduğuna dair haberlere nasıl tepki verecekler?

ADI ÜSTÜNDE: BU KÜRESEL BİR “PANDEMİ”

Eğer Avrupa’da kötü durumda olduğumuzu düşünüyorsanız, salgın oralara geldiğinde Brezilya’daki favelalarda nasıl olacağını düşünün. Hindistan’daki Dalit bölgelerinde neler olacağını, Kenya’daki kenar mahalleleri düşünün.

Bill Gates 2015 Ted Konuşmasını yaptığında insanları pandemi için hazırlıklı olmaya teşvik ederken aynı mantığı hayırseverlik eylemlerinde uygulamıyordu. Uygulamış olsaydı, fuhuşa sürüklenmiş kadınların ve onların sekiz yaşından itibaren fahişelikten başka seçeneği olmayan kızlarının bulunduğu, Hindistan’ın genelev mahallelerine kondom dağıtmak için milyonlarca dolar yatırım yapmak yerine bu kaynağı kadınları oradan çıkarmaya ve erkekleri bu gecekonduları ziyaret etmekten caydıracak sosyal koşullar yaratmaya harcardı. İşte ataerkil kapitalist modelin “iyilik yapma” anlayışı bizi buraya getiriyor: Mevcut tüm kaynaklara ve teknolojiye rağmen batı dünyası kâr elde etmeye odaklandı, böyle bir salgında ayakta durmayı ya da onu önlemeyi sağlayacak sistemler oluşturmayı beceremedi.

Küresel Kuzey ve Küresel Güney arasındaki eşitsiz ilişki halihazırda Afrika, Latin Amerika ve Asya’nın ekonomilerini etkileyen bu pandemi ile mücadele ederken daha güçlü bir şekilde ortaya çıkıyor. Herkes konuyu Ebola’ya getirmişken Ebola salgının Avrupa’da “bizden çok uzakta” bir şey olarak düşünüldüğünü unutmayacağız. Salgın sosyal, ekonomik ve politik sistemi küresel olarak sarsmadığı için, Afrika kıtası bu krizle uğraşırken yalnız bırakıldı.

“Küresel Güney” Covid-19’u kontrol altına almak için önlemler almasına rağmen, çok sayıda ülke otoriter yönetimlerin durumdan istifade etmeye başlamasından dolayı şimdiden ağır bir bedel ödüyor; dünya pandemiyi izlemekle meşgulken sert politik kampanyalar başlatılıyor, aynı zamanda muhalifler gözaltına alınıp, işkenceye maruz kalıyorlar. Daha da kötüsü medya, think-tank’ler ve STK’lar Küresel Güney hakkında analiz yaptıklarında, bu krizin kadın ve kızların yaşamlarında nasıl bir rol oynayacağının sözü edilmeden sadece ekonomik etkisine odaklanılıyor.

Bu, ev içi şiddetin “şiddet” olarak görülmediği ülkelerde karantina ya da izolasyon altında bunun oranlarının fark edilmeden yükseleceği anlamına gelir. Yukarıda bahsi geçen erkek şiddetinin neticeleri, çatışmalardan ve savaşlardan çıkan ülkelerin politik stabilitesi ve eninde sonunda kadınlar ve kızlar üzerinde patlak verecektir. Kadınların ekonomik ve mülki haklarının zayıf olduğu; dullar, bekar anneler ve öğrenciler de dahil olmak üzere kadınların gelirlerinin resmi ekonominin dışındaki yevmiyelerden oluştuğu yerlerde milyonlarca kadın yoksulluktan aşırı yoksulluğa itilecektir. Neredeyse kölelik şartlarında yaşayan, ev ve bakım işçisi olan çoğu kadın için herhangi bir önlem alınmayacak.

Simone De Beauvoir “Siyasi, ekonomik veya dini bir krizin kadın haklarının sorgulanması için yeteceğini asla unutmayın. Bu haklar asla tam anlamıyla elde edilemez. Hayatınız boyunca tetikte kalmanız gerekecek” demişti ve haklıydı. Bu pandeminin yüzleşmeye hazır olmamız gereken büyük ölçekli sonucu sadece ekonomik kriz değil. Dünyadaki tüm kadınların haklarının eski haline; Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi (CEDAW) öncesi döneme dönebileceği ile yüzleşmemiz gerekiyor.

Pandemi kadınların maruz kaldığı büyük sorunların unutulması riskiyle birlikte herkesin dikkatini tekeline aldı. Kadınkırımı, kadın “sünneti”, zorla evlendirme ve tecavüz sessizliğe gömülme riskiyle karşı karşıya olduğumuz ihlâllerden sadece birkaçı. Bunların hepsi dünya genelinde mülteci yerleşkelerinde ve kendi ülkelerinde yerinden edilmiş insanların yaşadığı kamplarda ayyuka çıkacak. Kadınların ekonomik hakları “ikincil” sayılma riskiyle karşılaşırken, daha fazla sayıda kadın, insan kaçakçılarının ve istismarcıların ağına düşme riskini alarak harap olmuş bölgelerden çıkmanın yolunu arayacak.

FIRSAT BU FIRSAT: KIZKARDEŞLERİMİZ, DÜŞLEYİN VE SAVAŞIN!

Bazıları “kriz bittiğinde normale döneceğiz” diyor fakat -çoğunluğumuz değilse de- pek çoğumuz için zaten ortada bir normal yoktu. Avrupa Komisyonu’nun başkanının kadın olması gerçeğine rağmen Avrupa’daki çoğu kadın için bir normal bulunmuyordu. Çoğu göçmen ve mülteci için yoktu. Çoğu anne için yok, yaşlı için yok, işçi için yoktu. Fuhuş içindeki kadınlar için “normal” diye bir şey asla yoktu.

Şimdi bu gerçeği kabul etme zamanı. Şimdi, küresel feminist bir bakış açısından normalin neye benzemesi gerektiğini sorma zamanı.

Eğer bazılarımız hâlâ küreselleşmiş bir dünyada yaşadığımızı anlamadıysa krizin büyüklüğü bu gerçeğin kanıtı olmalı. Eğer Covid-19 küresel bir şekilde yayılabiliyorsa, o zaman negatif ya da pozitif, yıkıcı veya dönüştürücü ideolojiler ve hareketler de bunu yapabilir.

Küresel pandemi, dünyanın dikkatinin başka şeyler üzerine toplanması ile birlikte bazıları için her gün kadınlara ve kızlara uyguladıkları şiddetin teşhirinden ve hissettikleri baskıdan korunmak için kapı araladı. Feministler ve onların müttefikleri olarak bizler için ise dünyadaki erkek şiddetinden, kadın ve kızların cinsel nesnelere dönüştürülmesinden, kurumlardaki ataerkil yozlaşmadan ve küresel sömürüden azade bir dünyayı yeniden tahayyül etmek için bir pencere açtı: Suudi Arabistan’ın kadın eylemcilerinin kurtuluşu için ses çıkarmanın; hükümetleri fuhuş sistemini sona erdirmeye çağırmanın; bakım ve ev işçilerinin haklarının işçi hakları olarak tanınmasını talep etmemizin engellenmediği bir dünya tahayyülü.

Şimdi, dünyanın tüm kadınları olarak daha cesur ve kenetlenmiş halde, evimiz Avrupa’dan başlayarak, kadınların insan haklarının; bunlara dair feminist bakış açısının, CEDAW ve Beijing Deklarasyonu gibi feminist büyükannelerimizin sıkı mücadele verdiği uluslararası çerçevelerin siyasi gündemin merkezine konmasını talep etmenin tam vakti.

Çeviri: Daniela ve Pınar

*Burada cinsiyet ile kastedilen, ‘toplumsal cinsiyet’ kavramının geniş anlamını kapsamayan, cinsiyete dair mümkün olabilecek en yalın, somut, bedensel, biyolojik özelliklere dair gözlemlenebilir niteliklerdir. İngilizce metinde ‘sex’ olarak geçen, kimi zaman biyolojik cinsiyet diye de ifade edilen kavramı feministler ‘cins’ ya da ‘cinsiyet’ olarak kullanagelmişlerdir. Biz de aynı şekilde kullandık. ‘Gender’ ifadesini de yine feministlerin kullanageldiği üzere ‘toplumsal cinsiyet’ olarak kullanıyoruz.

Pornonun marifetleri

Bu kültürün ve endüstrinin kadınlara faturası ne?
Aşağıda üç ayrı deneyim okuyacaksınız. Bunlardan ilki bir çeviri ve “ne yapalım canım erkekler porno seviyor işte” diyerek pornografiyi basit bir zevk meselesine indirgeyen popüler bir solcu gazeteciye cevap olarak yazılmış. Diğer iki kısa deneyim aktarımıysa genel olarak pornografi üzerine değil, son yıllarda popülerleşen BDSM pratiğinin kadınların karşısına ne şekillerde çıkabildiğini ortaya serebilmek için bizce anlamlı bir çerçeve çiziyor. Buraya aktardıklarımız dışında edindiğimiz bilgiler de pornografinin ağırlıklı tüketicisi olan erkeklerin içindeki şiddet pratiklerini de uygulamaya aynı oranda hevesli ve bu konuda sıkça ısrarcı olduklarını gösteriyor. Öte yandan kadınlardansa geri kafalı, muhafazakar, sıkıcı bir ‘kezban’ olarak görülmek istemedikleri için cinsel şiddeti reddetmekte tereddüt ettiklerini duyuyoruz. Muhafazakar bir ülkede, internet sınırlandırmalarıyla yaşamamıza rağmen pornografi kültürü bütün dünyayı etkiliyor ve yaygın tüketimi cinsiyet algımızı ve deneyimlerimizi de şekillendiriyor. Bunun kadınlar için ne gibi sonuçlar doğurduğunu araştırmak ve kadınların deneyimlerine kulak vermek feministlerden öğrendiğimiz bir yöntem. Ancak bu deneyimleri kişisel tercihler ve zevkler olarak değil mevcut güç ilişkileri içinde okuyup değerlendirmeyi ve sonuçlar çıkarmayı da öğrendik onlardan. Örneğin tahakküm ve itaatin erotize edilmesinin içimizden gelen duygulardan ziyade mevcut toplumsal güç ilişkilerinin bir dışavurumu olduğunu ve bunlar kurumsallaştığında da mevcut düzeni güçlendirdiğini…

23 yaşındayım. Benim kuşağım çok genç yaştan itibaren internet pornosuna maruz kalan ilk kuşak. Seksin ne olduğunu internette yabancıları izleyerek öğrendik ve o izlediklerimizden başka bir şey bilmiyoruz.

Başıma gelen şeylerden bazıları şunlar:

Seviştiğim erkekler tarafından:

  • Kafam zorla bacaklarının arasına ittirildi ve ben ağzıma alırken yukarıdan bastırıldı.
  • Öğürme refleksimin fazla kuvvetli olduğu söylendi, buna engel olamaz mıydım?
  • Yüzüme boşalmasına izin vermeye zorlandım, istemiyordum, uyurken yüzüme boşalacağını söyledi. Şaka sandım, değildi. Uyandığımda yüzüme mastürbasyon yapıyordu.
  • Anal denemeye zorlandım. O kadar canım acıdı ki durması için yalvardım. Durdu ama aşırı hassas olduğumu, *o kadar da* kötü olamayacağını söyledi ve daha sonra istemeye devam etti.
  • Saçım çekildi.
  • Israrla üçlü ilişki istendi.
  • Israrla -cinsel ilişkiyi- filme almasına izin vermem istendi.

Ve ben her birinde, ‘havalı kız’ olmadığım için kendimi suçlu gibi hissettim. Onu yüzüstü bırakıyordum. Kezbanlık yapıyordum.

BU ARTIK NORMAL. Tanıdığım her hetero kızın benzer deneyimleri var. HER BİRİNİN. Bazıları çok daha kötülerini yaşamış. Bazıları boyun eğmiş, bazıları karşı çıkmış ama hepsi kendisini suçlu hissetmiş, yeterince “özgür” olmadığı ve ona istediğini vermediği için kendisini ucube gibi hissetmiş.

Radikal feminizmi keşfettiğim birkaç yıl öncesine dek, hayır demekte bir sorun olmadığını göremiyordum. Buna saygı duyan ve bunu anlayan bir adamla birlikte olduğum için şanslıyım. Bu halde bile, artık -meni- yutmayacağıma karar vereli çok kısa zaman geçti. Bundan hiçbir zaman hoşlanmamıştım ama hep yapmaya mecbur olduğumu düşünmüştüm. Erkek arkadaşıma söyledim ve bana bunun kesinlikle sorun olmadığını söyledi, daha önce bundan hoşlanmıyor olduğumu duyunca dehşete düştü. Niye başka türlü düşünsündü ki? Porno kuşağı için seks bu.

Çok ayrıcalıklı bir kadınım—orta sınıfım, iyi bir eğitim aldım, beni her bakımdan destekleyen bir ailem var—buna rağmen hayır diyecek cesareti bulmak benim için zor oldu. Seviştiğim adamlar şimdi avukat, doktor, yönetim kurulu danışmanı, yani güçlü, nüfuz sahibi insanlar ve hala, sevişirken partnerlerini aşağılamanın normal olduğunu düşünüyorlar.

Bunu porno yaptı.

Sahip olduğun insanları etkileme gücünü binlerce genç okuruna tüm erkeklerin porno izlediğini söylemek, “erkeklerin hoşuna gidiyor işte,” “bizi niye ilgilendirsin ki?” demek için kullandığında, işte bunu pekiştirmiş oluyorsun. Bir kuşak kadın porno yüzünden acı çekti ve erkekler değişene dek hepimiz acı çekmeye devam edeceğiz. Bu bizim için entelektüel bir düşünce egzersizi değil, “erkekler böyle işte” demek veya “ama porno illa ki kadın düşmanı olmak zorunda değil” diye mızıldanmak hiçbir şeyi değiştirmeyecek. Lütfen etki gücünü iyi yönde kullanmaya başla.

Feministlerin müttefiki olduğunu söylüyorsun. Bunu göster.

Çeviri: Serap Güneş

Kaynak

* * *

“Bundan dört ay önce bir adamla tanıştım. Bir sürü konuda anlaşıyorduk, aramızda ciddi bir cinsel çekim de vardı. Benden etkilendiğini ve birlikte olmak istediğini rahatça dile getirdi, ben de bundan bayağı etkilendim. Tanışmamızın üzerinden çok zaman geçmeden birlikte olduk. Birlikteliğin bir yerinde eleman giderek sertleşti, afalladım. Ne yapacağımı da çok bilemedim açıkçası, gayet iyi gidiyordu yani. Yarım bırakmak, bozmak falan istemedim. Ama daha sonra bildiğimiz şiddet devreye girdi. Daha önce de benzer şeyler yaşamıştım aslında ama bu başka türlüydü. Suratıma attığı tokat canımı gerçekten yaktı. Ben de durdum. “N’oldu?” diye sordu. Rahatsız olduğumu söyledim. Daha önce BDSM deneyimimin olup olmadığını sordu. O kapsama girer mi girmez mi bilmiyorum ama en uç deneyimlerimi anlattım. Suratsız bir şekilde beni dinledi. Sonra da BDSM’nin ne kadar özgürleştirici bir deneyim olduğunu falan anlattı. İkna olmadım ama kesin olarak ikna olmadığımı da söyleyemedim. Çünkü bir şekilde, aşağılayacı bir tavra sahipti. ‘Nasıl bilmezsin, senin gibi bir kadın buna nasıl kapalı olur’ gibi. Sonra birkaç kez daha birlikte olmayı denedik. Her seferinde eli yükseltti. En sonunda canım ciddi ciddi acıyınca ve tüm o şiddet ve hakaretleri kaldıramayacağımı da anlayınca kalkıp gittim. Bir daha da o adamla görüşmedim. Hala bazen karşılaşıyoruz ve bana nefret ederek bakıyor. :)”

* * *

“Yani şu kadar söyleyeyim, adam BDSM’ye nasıl yaklaştığımı sordu, ben de olabilir falan dedim. Sonra yavaş yavaş olayın içine girdik. Bir yere kadar OK ama derken hayvana dönüştü. Durdurmaya çalışıyorsun, durmuyor çünkü oyun zannediyor. Zaten ben neye uğradığımı şaşırmışım falan. Artık bir yerde pes ettim. Ertesi gün her tarafım mosmor, ağrı içinde büyük bir nefretle uyandım. Sonrasında adamla bu meseleyi konuşmaya çalıştığımda bana saçma salak bir sürü şey anlattı. Yok Sade’mış, yok bunun felsefesi varmış bok püsür. Dedim sen ne dersen de, ben istemiyorum. Valla ‘mansplaining’in daniskasını yaptı, şu yüzden istemiyorsun, bu yüzden istemiyorsun. Birader istemiyorum işte ama baktım ikna olmayacak üstüne kafamı şişirecek, ben de ne hali varsa görsün dedim bıraktım gittim. Ama dava açmayı bile düşündüm aslında, adli tıbba falan gitsem rapor alırdım, o denli. Kaç yıllık feministim, ayının birinin bana böyle zarar verdiğine inanamıyorum. Çok kızdım kendime de neyse yani, allahtan atlattım. Allah belalarını versin ya.”

Bu konuya değinen Erkekler neden sadistçe davranıyor? yazısı da ilginizi çekebilir. Ayrıca benzer bir deneyiminiz olduysa ve bizimle paylaşmak isterseniz muhabbet@feministvesvese.com adresine her zaman mail atabilirsiniz.

Audre Lorde sadomazoşizmi tanımlıyor:

“Sadamazoşizm tahakküm kuranla itaat eden arasındaki ilişkinin kurumsallaşmış bir kutlamasıdır. Bizi ya itaatkarlığı ya da tahakküm kurmayı kabullenmeye hazırlar. Rol yaparken dahi olsa, güçsüzün üzerinde güç kullanmanın erotik ya da güçlendirici olduğunu onaylamak o ilişkinin siyasi, toplumsal ve ekonomik olarak devamlılığını sağlayan duygusal ve toplumsal bir aşama yaratır. Sadomazoşizm, tahakkümün kaçınılmaz ve meşru bir eğlence olduğu inancını besler. Tek tanrının iki yüzüne tapınma olgusu ile karşılaştırılabilir. Yani sanki aynı şey değilmiş gibi, dolunayda beyaz yüzüne, ay karanlıkta kaldığındaysa siyah yüzüne ibadet etmekle. Ancak ister yaptığınız kahvaltı, ister veda ediş biçiminiz olsun, yaşamınızın parçalarını her şeyden yalıtamaz, bunların sonuçlarından muaf olamazsınız.”

Audre Lorde

‘Damızlık Kızın Öyküsü’ ürkütücü, peki ya feminizmin gasp edilmesi?

Damızlık Kızın Öyküsü feminist bir distopyaya dair bizi uyarırken, Hot Girls Wanted: Turned On (Seksi Kızlar Aranıyor: Azmış) belgeseli, patriyarkanın hareketimizi sisteme entegre etmesine izin verdiğimizde ne olduğunu gösteriyor.

Mayıs 2017’de Feminist Current’de okuyucuyla buluşan bu metnin, son günlerdeki ‘feminist pornografi’ tartışmalarına katkı sunmasını umuyoruz. Uzun yıllardır pornografi endüstrisinin özellikle kadınlar ve genel anlamda cinselliğimiz üzerindeki etkilerine dikkat çeken Gail Dines, bu yazısında Damızlık Kızın Öyküsü dizisiyle, yukarıda adı geçen belgeselde de yer alan ve ‘feminist porno’ yönetmeni olarak bilinen Erika Lust’un bir film çekimini karşılaştırıyor.

GAIL DINES

Geçtiğimiz hafta, ilk bakışta kadınlara dair çok farklı hikayeler anlatıyormuş gibi görünen iki yeni televizyon yapımı yayına girdi.

Netflix’in 2015 tarihli Hot Girls Wanted (Seksi Kızlar Aranıyor) belgeseli ile aynı ekip tarafından çekilen Hot Girls Wanted: Turned On (Seksi Kızlar Aranıyor: Azmış, kısaca HGWTO diyeceğiz) için birçok medya eleştirmeni, kadınların hem porno film çekmekle hem de porno filmlerde oynamakla nasıl güçlenebileceğini göstererek, porno endüstrisine önceki belgeselden daha nüanslı yaklaştığı yorumunu yaptı.

Hulu’nun Damızlık Kızın Öyküsü dizisi ise, kadınların meslek veya mülk sahibi olamadığı ve ancak damızlık, temizlikçi ve aşçı ya da vitrin süsü gibi zevceler olarak hizmet verdiği dehşet verici bir ‘kurgusal’ patriyarkal distopya anlatısı. Buna direnenler zehirli atık çöplüklerine veya daha beter yerlere sürgün ediliyor. Atwood birçok kez dizinin temel aldığı kitabının gerçekte kurgu olmadığını ileri sürmüş, ilhamını kadınların aslında dünyada nasıl muamele gördüğüne dair deneyimlerden aldığını söylemişti.

Dolayısıyla HGWTO erkekleri kendi oyunlarında nasıl mağlup edebileceğimizi gösterdiğini iddia ederken, Damızlık Kızın Öyküsü erkeklerin kadınları nasıl mağlup edip boyunduruk altına aldığını anlatıyor. İkisi arasında keskin bir karşıtlık var gibi görünüyor.

Ama gerçekte iki yapımın da altında yatan tema aynı: Kadınların gerçek rolünün sikilmek oluşu. HGWTO‘da kadınlar para kazanmak için sikiliyor; Damızlık Kızın Öyküsü‘ndeyse bebek yapmak için. İki anlatı da biyolojik determinizmin bir türünü aktarıyor: Kadınlar, birincil işlevleri erkeklerin ihtiyaçlarını gidermek olan, onlara tabi konumdaki cinsel araçlardır. Ve iki yapımda da kızkardeşlik kisvesi altında diğer kadınların yaşamlarını denetleyen amir rolünü oynayarak kirli işi yapanlar yine kadınlar.

HGWTO‘nun birinci bölümünde, kadınların pornocular haline gelerek nasıl da kendi cinselliklerini sahiplenmeleri gerektiğini ağdalı laflarla anlatan ‘feminist pornocu’ Erika Lust vardı. Burada Lust tarafından anlatılan hikayeye göre kadınlar kamera arkasına geçtiğinde, anaakım pornonun ‘kadının deliklerinde gidip gelen erkek’ odaklı halini değiştirebilir, kadınların cinsel fantezilerini yansıtan, sanatsal ‘erotik’ filmler yapabilirler… Bu bölüm, kadınların güçlenmiş porno cinselliği yoluyla patriyarkal zulümden kurtuluşunun hikayesini anlatmak üzere dikkatle hazırlanmış. Ama bu anlatının yaldızları, Lust’un ‘feminist porno’ ile aslında neyi kastettiğini görünce hızla dökülüveriyor.

Lust’ın kadınlar için ilgi çekici bir ‘erotik’ filme dair fikri oldukça tuhaf. Bir yandan ‘tatmin edilirken’ çıplak vaziyette piyano çalma fantezisini hayata geçiren kadın bir piyanist tasvir ediyor. Lust bu rol için Monica’yı buluyor. Monica hem bir piyanist hem de Lust’un kafasından uydurduğu bu fanteziyi hayata geçirmeye istekli. Ama bir sorun var: Monica’nın porno deneyimine sahip olmamasına, acemiliğine rağmen Lust, diğer rol için anaakım pornolarda çalışan bir adamı oynatıyor. Bunun sonucunda ortaya çıkansa sıradan, aşağılama içeren porno seksi. Yani tokmakla vurur gibi gerçekleşen penetrasyon ve saçların çekilmesi filan. Monica sahnenin sonunda bariz acı içinde ve travmatize olmuş durumda, karşıdan gelen kamyonun farlarına yakalanmış bir geyik gibi bakıyor. Ama unutmayın, bu ‘feminist’ bir porno film. O yüzden de Lust tam bir kızkardeş gibi davranarak, kendini daha iyi hissetmesi için Monica’yı gidip kucaklıyor ve ona bir bardak su veriyor. Ardındansa final sahnesi için orgazm taklidi yapmasını istiyor. Otantik dişi cinselliği buraya kadarmış!

Lust’ın Monica’yı bu filmi yapması için manipüle edip kafalayışını, oğlanlarınkinden farklı bir şey yaptığını anlatırken göz göre göre yalan söyleyişini izlemek mide kramplarına sebep oluyor. Estetik değer ve kadınların cinselliği üzerine anlatılan tüm teranelere rağmen, HGWTO zekice tezgahlanmış bir ideolojik propaganda çalışmasından ibaret. Lust, tıpkı oğlanlar gibi, kadınları cinsel olarak sömürmekten para kazanıyor; oğlanların aksine, markasını aşırı doygun bir pazarda farklılaştırmak amacıyla kendisini feminist bayraklara sarıp sarmalıyor. Lust’ın dünyasında kızkardeşlik güçlü çünkü feminizm adına kadınları pazarlamak için bir perde işlevi görmekte.

Lust’ın ikiyüzlülüğü, Damızlık Kızın Öyküsü‘ndeki kurgusal ülke Gilead Cumhuriyeti’yle müthiş bir uyum sağlardı. Damızlıklar, erkeklerin kirli işlerini yapan ‘teyzeler’in idaresindeki bir tür patriyarkal eğitim kampına gönderiliyor. Teyzeler damızlıkları manipüle ediyor, onlarla aynı safta olduklarına inandırıyor ve tanrı tarafından verilmiş olan bebek üretme rollerini ifa edecek şekilde eğitiyorlar. Elbette, bir damızlığın haddini aşması halinde onu hizaya çekmek için elindeki copla şoklayacak bir teyze her daim yakında. Ve damızlık, üreme vazifesini yerine getirdiğinde, teyzelerin kızkardeşçe kucaklaması geliyor.

Bu iki yapımı izlemek, kadınların insanlığını -ve de acısını- görünmez kılmanın bir yolu olarak, onlara yapılan zulmün ritüelleştirilmesini ifade eden, Mary Daly‘nin ‘patriyarkanın sado-ritüel sendromu’ adını verdiği şeyi akla getiriyor. Ritüelin kilit önemde bir öğesi ‘saflık takıntısı’. Pornoda ve Damızlık Kızın Öyküsü‘nde, kadınlar farklı yollardan da olsa ‘törensel biçimde yıkanıyor’. Monica’nın ‘banyosu’, tüylerinin alınmasını, onu elbirliğiyle jenerik görünümlü hiperseksüel bir porno oyuncusuna dönüştüren ve böylelikle onun kimliğini ve şahsiyetini silen makyözler ve kuaförler tarafından hazırlanmasını içeriyor. Damızlıklar ise, kendilerini bir banyo ile arındırmak ve ardından ‘tören’ için ritüelleşmiş bir giysi giymek zorundalar. Burada ‘tören’ efendinin tecavüzüne uğramayı ifade eden Orwellyen bir terim.

Bu ritüelleştirmedeki bir başka kilit öğe kadınların ‘mostralık işkenceciler’ olarak kullanılması. Daly’ye göre bu hem erkekleri aklamaya hem de kadınları birbirine düşürmeye yarıyor. Lust ve diğer ‘feminist pornocular’ sanki kadınlar için erotik film çekiyorlarmış gibi yapıyorlar. Oysa aslında ürettikleri porno filmler eril bakışa ve erkeğin cinsel tatminine hizmet ediyor. Benzer şekilde, teyzeler ellerinde elektrikli üvendirelerle cephenin en önünde duran iş bitiriciler ama arka planda, bir kadın haddini aşsın da onu öldüreyim diye ellerini ovuşturan makineli tüfekli bir erkek güruhu bekliyor.

Damızlık Kızın Öyküsü‘ndeki manidar bir sahnede, anlatıcı bize diğer damızlıklar da dahil hiç kimseye güvenemeyeceğini söylüyor çünkü herkes devlet ajanı çıkabilir. Feminizm, seks endüstrisini dişi cinsel güçlenmesi olarak pazarlayan neoliberal ideoloji tarafından gitgide sulandırılırken şu soruyu sormamız gerek: Hareketimizin içi artık patriyarkanın damızlığı olma noktasına kadar boşaltılmış olabilir mi?

(Çeviri: Serap Güneş)

Özgün metin: https://www.feministcurrent.com/2017/05/01/the-handmaids-tale-offers-a-terrifying-warning-but-hijacking-feminism-just-as-dangerous/

Erkekler neden sadistçe davranıyor?

Erkek şiddeti sadece Türkiye’de değil dünyanın her yerinde büyük bir problem. Birçok insan eğitim ve gelir düzeyi arttıkça şiddetin azaldığını düşünüyor. Gerçekten azalıyor mu yoksa şekil değiştirip görünmezleşiyor mu? Yoksulluğun ve olanaksızlığın kadınları şiddete karşı daha korunmasız kıldığı bir gerçek çünkü korunma mekanizmalarını geliştirmek o zaman daha zor oluyor. Ancak kadınların koşulları görece iyi olsa dahi erkek şiddetinden tamamen uzak bir hayat yaşaması o kadar kolay değil. Erkekler birlikte oldukları kadınlara ‘dayak atmıyor’ bile olsa şiddet içeren davranışları başka biçimlerde de ortaya çıkabiliyor. Bu yazıda verilen örnekler şiddet içeren cinsel fantezilerini uygulamaya geçiren varlıklı ya da eğitimli erkeklerin işi nereye kadar götürebildiğini anlatırken yazar şiddeti cinselliğin bir parçası olarak görmenin erkekler için çok sıradışı olmadığını hatırlatıyor. 

MEGHAN MURPHY

Erkeklerin sadist davranışları doğuştan mı geliyor yoksa öğrenilen bir şey mi? Sadizm öğreniliyorsa bu konuda bir şeyler yapmak mümkün.

Merhaba bu haftanın Erkeklerin Derdi Nedir Allahaşkına? köşesine hoş geldiniz.

Kendimi sizi uyarmak zorunda hissediyorum. Muhtemelen bu incelemenin sonunda bir cevap çıkmayacak ama gönlü zengin bir abimiz aydınlanmamıza ilham verebilir.

Dürüst olayım, şu an uzmanlık alanımın dışında seyrediyorum. Ne de olsa hiç vajinamla bir adamı boğarken orgazm olmadım ya da bir grup arkadaşımla ağlatana ve kusturana kadar bir erkeğe işkence etme ve bu sırada mastürbasyon yapıp ona kirli bir orospu olduğunu söyleme fantezim olmadı. Sarhoş bir adamı asla bir odaya itip kapıyı kilitlemedim, nefes alamayıp çığlık atamaması için onun ağzını bağlamadım ve onu becerirken bizi izleyen bir arkadaşımla beraber kahkaha atmadık.

Belki tutucu olduğumu söyleyeceksiniz ama başkalarını incitmek beni tahrik etmiyor, yani birini boğazlama veya işkence etme fikri bırakın tahrik edici olmayı kendimi rahatsız hissetmeme sebep oluyor. Bu arzuladığınız birine değil nefret ettiğiniz birine yaptığınız bir şeye benziyor. Zaten kim nefret ettiği biriyle seks yapmak ister ki?

Aha…

8 Ağustos 2017’de Justin Schneider, bir kadını erkek arkadaşının evine bırakacak bir tanıdık olduğuna inandırarak arabasına aldı ve başka bir yere götürdü, kenara çekti ve kadına araçtan çıkmasını söyledi. Uzaklaşmaya başlayan kadını yakalayıp, kendinden geçene kadar boğarken ona birazdan öleceğini söyledi. 25 yaşındaki kurban bilincini tekrar kazandığında, Schneider onun üzerinde mastürbasyonunu yeni bitirmişti. Fermuarını çekti ve kadına bir mendil uzattı. Aslında onu öldürmeye hiç niyeti olmadığını ancak cinsel olarak tatmin olması için buna inandırması gerektiğini söyledi.

34 yaşındaki adam herhangi bir hapis cezası almadı, ancak ev hapsinde tutulduğu yıl ona “kendisini gerçekten geliştirip daha iyi bir insan, daha iyi bir koca ve daha iyi bir baba olma” şansı verildi.

Harika, harika, süper.

Açıkçası ikinci şanslara ve insanların değişebileceğine inanıyorum. Hapishanenin insanları rehabilite ettiğini düşünmüyorum. Ancak biliyorum ki bu dünyada çok fazla sadist adam var ve bu durum tüylerimi ürpertiyor. Bir yıl kaldığı ev hapsinin bu adamı sadist arzularından arındırdığına hiç mi hiç ihtimal vermiyorum ve benzer örneklerini her zaman gördüğümüz gibi şimdi daha fazla kadının bu adam tarafından mağdur edilme tehlikesiyle karşı karşıya olacağı şüphesini taşıyorum. O kadar fazla kadın Schneider’in kurbanıyla benzer ve daha beter deneyimlere maruz kaldı ki artık erkeklere her zamanki gibi saçma küçük cezalar verip işlerine belki biraz daha gizlice devam etmelerine izin vermek yerine davranışlarının temel sebeplerine bakmanın zamanı geldi.

Sadizme sağlıklı bir cinsel fantezi olarak göz yuman bir toplumda, erkeklerin bu fantezileri gerçek yaşama taşımak istemeleri de sürpriz olmamalı. Birini boğmayı yatak odasını renklendiren zararsız bir eğlence olarak görürken aynı zamanda erkeklerin boğulmuş kadınlara bakarak otuzbir çekmeyeceklerini beklemeniz karşısında şaşakalıyorum.

Ve evet biliyorum,biliyorum bana şunu diyeceksiniz: Rıza, Meghan. Rıza işi değiştirir. Ama bu mevzuda kadınların ne istediğinden bahsetmiyorum (ya da bunu istediklerini söylemelerinden, ne de olsa bunun erkekleri tahrik ettiğini biliyorlar). Erkeklerin ne istediği hakkında konuşuyorum. Çünkü bir adam bayılana kadar onu boğmamı söyleseydi bile bunu yapmazdım. Ne bileyim, belki onu çok sevdiğim, bayılana kadar onu boğarak mutlu etmek istediğim için ve bebeğim için her şeyi yapacağımdan dolayı yapardım ama bu beni orgazm ettirmezdi.

Geçen hafta, Dr. Christine Blasey Ford’un 36 yıl önce Brett Kavanaugh tarafından cinsel tacize uğradığını açıklarken o gece kendisini en çok üzen şeyin kahkahalar olduğunu söylediğini duyduk. “İkisinin gürültülü kahkahaları” dedi sesi çatlayarak “ve eğlenceleri uğruna harcanmak… Onlar kahkaha atarken birinin altındaydım.”

Bu ikili gibi, arkadaşlarıma aynı şeyleri yapan ya da bunları bana yapmaya çalışan erkeklerle ilgili anılarım var. Bu gibi durumlardan bir şekilde kaçmayı başardım, benden beklenen rolü oynamadığım için sırf “kaşar”, “orospu”, “kahpe” şeklinde çağrılmaktan dolayı ağladım ve sarsıldım. Çok kötüye evrilebilecek birçok durumda şansım yaver gitti. Tanıdığım kadınların çoğu benim kadar şanslı değildi. Demek istediğim şu ki bu tip erkekler sıradışı değiller. Bununla birlikte, farklı erkeklerin kadınların üzerinde uygulamak istediği -ve bazen uyguladıkları- sadizmin birçok farklı kademesi var.

9 Haziran 2017’de, Çin’den Amerika Birleşik Devletleri’ne misafir öğretim üyesi olarak gelen Yingying Zhang, Urbana-Champaign kampüsündeki Illinois Üniversitesi’nden Brendt Christensen ile birlikte bir arabaya bindi. Christensen, Zhang’ı kendi evine götürdü, onu iradesi dışında orada tuttu ve öldürmeden önce muhtemelen cinsel saldırıda da bulunup ona çeşitli yöntemlerle işkence etti (Zhang’ın cesedi hala bulunmuş değil). Christensen, Zhang’ın üniversitesinde eski bir doktora öğrencisiydi ve  “BDSM, fetiş ve kinky topluluklar için bir sosyal ağ” olan Fetlife’da “Mükemmel kaçırma fantezisi” ve “planlama ve kaçırma” gibi alt başlıkları olan “Kaçırma 101” forumunu kullanmıştı. Savcılar, Christensen’ın 2013’te Illinois’de bir başka kurbanı “boğduğunu ve cinsel saldırıda bulunduğunu, “başka kurbanları” da olduğunu iddia ettiğini ve “katil olarak bilinmek istediği”ni ortaya çıkardılar,  Bu kesinlikle BDSM siteleri sayesinde cesaretlendirildiği ve planladığı fantezisiydi. Christensen evliydi ve söylenenlere göre öğrencileri tarafından çok seviliyor ve tamamen normal bir adam gibi görünüyordu (Christensen üniversitenin fizik bölümünde öğrenciyken asistandı).

Peter Madsen düzenli olarak “fetiş partilerine” katılan bir adamdı, iki porno filmde oynamıştı ve şiddet içeren snuff* pornolara meraklıydı. Ağustos 2017’de kendi denizaltısında öldüreceği Kim Wall ile tanıştığı gün, internette “kafası kesilmiş kızın can çekişmesi” terimini aramış ve bir kadının boğazının kesildiği bir film izlemişti. Bilgisayarında işkence yapılan ve idam edilen kadınları gösteren videolar bulundu. 47 yaşındaki Madsen, Wall’u bağladı ve onu öldürüp parçalara ayırmadan önce istismar etti. Wall’un cinsel organı ve çevresinde bıçak yaraları tespit edildikten sonra Madsen “cinsel birleşme dışında tehlikeli nitelikte cinsel eylemler” ile suçlandı.

Bunun gibi bir sürü hikaye var. Belki kimseyi öldürecek kadar ileri gitmek istemeyen, ancak oral seks yaparken kadınların kafasını yumruklamaktan zevk alan Jian Ghomeshis vardı. Partilerde kadınlara toplu halde tecavüz etmek isteyen bir sürü genç erkek var; çünkü hey, bu bir parti. Ve sonra mastürbasyon yaparken bu tür şeyleri online olarak izleyen erkekler var ve belki de kız arkadaşlarına bu zararsız “kink”i cinsel repertuarlarına dahil etmeyi düşünmelerini kibarca teklif ediyorlar. Çoğu erkek için kadınları incitmek eğlenceli. Yalnızca bir şaka, eğlence kaynağı veya seksi bir şey.

Hangi noktada çizgiyi çekeceğiz? Hangi noktada bir erkeğin bir kadına zarar verme fantezisi kurmasının kabul edilir olup olmadığını söylüyoruz? Uygulamaya geçirdiğinde mi? İnternette kadınların incitildiği veya aşağılandığı görüntülere bakarken mastürbasyon yaptığında mı? Yoksa artık çok geç olduğu zaman mı?

Dahası bu arzular nereden geliyor? Neden çoğu erkek kadınlara zarar vermek istiyor, neden kadınların canını yakmak onları tahrik ediyor?

Bu erkeklerden bazılarının kendilerinin -belki cinsel- istismar mağduru olduklarını tahmin ediyorum. Onlara zarar verenlerse büyük ihtimalle başka erkeklerdi. Ancak çoğunun maruz kaldığı istismar cinsel değildi; becerilirken boğazlanmadılar, gırtlaklarına sokulan bir penisle nefessiz bırakılmadılar, aynı anda boğazlarından ve kıçlarından penetre edilirken kendilerine “orospu”, “şıllık” denmedi. Erkeklerin bunu kadınlara yapmasının bir nedeni var. Bu neden ise kadınların bunu hak etmesi ya da aynılarını kadınlar erkeklere yaptı diye intikam peşinde olmaları değil.

Çoğu kişi kadın düşmanlığını açıklamanın ya da gözlemlemenin zor olduğunu düşünüyor, ancak bu suçları düşündüğünüzde ve bunlara mazeret aramaya çalıştığınızda daha net görünmeye başlıyor.

Bu davranışa ve ne kadar çok erkeğin buna iştirak ettiğine dair kaygısızlığımızı endişe verici buluyorum. Erkekleri işkenceden zevk almaya yönlendiren doğuştan gelen bir şey olduğunu kabul ettik diyelim, bu durumda ne yapacağız bu erkeklerle?  Veya bu tip davranışların çoğunlukla öğrenildiği gerçeğini kabul edebiliriz ve durum buysa, bunu durdurabiliriz de. Bu dünyada bu kadar çok doğuştan psikopat olması mümkün değil (Ayrıca öyleyse neden neredeyse hepsi erkek, neden neredeyse hiçbiri kadın değil?). “İyi” olan ve sokak ortasında boğup bayılttıkları kadınlara bakıp mastürbasyon yapmayan erkekleri sevip onlarla birlikte yaşıyor olabiliriz ama onlar da canları isterse bizi öldürebileceklerini ama öldürmemeyi seçtiklerini kendilerine ve bize hatırlatmaktan, kız arkadaşlarını zararsız kink fantezilerinde hafifçe boğarken sahip oldukları gücü hissetmekten cinsel bir haz alabiliyorlar. Bunlar bize cinselleştirilmiş şiddet ve tahakküm sorununun sadece psikopatlara ve sapıklara ait bir sorun olmadığını gösteriyor olmalı.

Pornografiye ve “gerçek hayata” göre, erkekler nefesimiz kesilene, ağlayana ya da kusana kadar -belki de öldürene kadar- bizi boğmak, suratımıza boşalmak, penetre etmek isterler ve belki bunu yaparken kahkaha da atabilirler (Ah nefes alamıyor musun? Ama baksana sikim ne kadar sertleşti?).  Buna rağmen feministlerin derdinin ne olduğunu anlamayı başaramazlar. Kadınların erkeklerin ne izlediğini, ne yaptığını ve yatakta ne istediğini bilmediğine inanır gibiler. Ama elbette biliyoruz. Hepimiz biliyoruz. Sadece çoğumuz bunun hakkında konuşmak istemiyor. Bunun gerçekliğini kabul etmek ve sonra bununla yüzleşmek çok ağır. Bu erkekleri terk mi edeceğiz? Kötü ve ıslah edilemez görüp onlardan umudumuzu mu keseceğiz? Onlarla konuşup porno alışkanlıkları ya da cinsel eylemlerine dair zararları mı açıklayacağız? Bir cevabımın olduğunu söyleyemem. Ama en azından, bunun hakkında konuşmaya başlamaya ve bunun normal olmadığını, iyi olmadığını ve kesinlikle zararsız olmadığını söylemeye ihtiyacımız var.

Feministler şiddeti tahrik edici bir şey haline dönüştürmenin erkeklerin şiddetten tahrik olmasıyla sonuçlanabileceği ihtimalinden bahsettiklerinde mazeret üretmeye, görmezden gelmeye ya da “cinsellik polisliği yapmayın dar kafalılar!” diye bağırmaya devam edebiliriz. Ya da artık açık konuşmaya başlarız. Sonuçları göz önüne alırsak buna değer gibi görünüyor.

*Snuff pornosu: Gerçek cinayet sahnelerini gösterdiği iddia edilen porno filmlerine verilen isim.

 

Çeviri: Pınar

Kaynak