“Diğer kızlar gibi değilim”in Yeni Hali: İkilikdışılık*

M.K. FAIN

Son zamanlarda [toplumsal] cinsiyet kimliğine dair tartışmalarda pek çok kişinin cinsiyetini ‘Non-Binary’ olarak ifade ettiğini görüyoruz. Bu ifade, kadın ve erkek cinsiyetlerinden oluşan ikili yapının dışında kaldığını iddia edenler tarafından benimseniyor ve genelde Türkçe’ye çevrilmeden kullanılıyor. Bizse ‘ikilikdışılık’ olarak kullanmayı uygun bulduk. Çevirdiğimiz metin, 2019’da yazarının yazılım mühendisi olarak çalıştığı işyerinden atılmasına ve Medium platformundan çıkarılmasına yol açmıştı. M.K. Fain bu gelişmelerin ardından 4W.pub sitesini kurdu.

2018 yılının yazında, üç kadınla birlikte yaşıyordum. O sene birlikte epey vakit geçirdik ve geceler boyunca geç saatlere kadar cinsiyetçilik, kadın düşmanlığı ve erkek şiddeti tecrübelerimiz üzerine uzun sohbetler ettik. Toplumun kadınlardan beklediği şeylere uymayışımız üzerine konuştuk, hep beraber vücudumuzu tıraş etmeyi bıraktık ve birbirimizi vücudumuzun doğal halinden utanmamaya teşvik ettik. Tecavüz kriz hatlarını aradık, protestolar düzenledik, çevremizdeki şiddete eğilimli erkekleri teşhir ettik. Mitali*, Hint güzellik standartlarına karşı bir isyan göstergesi olarak kafasını kazıttı. Joy* kendinde, ezilenler için sesini çıkarma gücünü buldu. Miriam*, dindar ailesi ile yüzleşmeye başladı ve kendi cinselliği ile barıştı. Dördümüz de feminist bir dünyanın hayalini kurduk ve hayatlarımızın ataerki ve şiddetten arınmış hallerini tasavvur ettik.

Bir yılın ardından, şimdi üçü de kendisini kadın değil, ‘ikilikdışı’ olarak tanımlıyor.

Human Rights Campaign’e göre, ikilikdışı şu anlama geliyor:

Kendisini yalnızca bir erkek veya bir kadın olarak tariflemeyen kişiyi tanımlayan sıfat. İkilikdışı kişiler, kendilerini aynı anda hem bir kadın hem de bir erkek olarak ya da bu ikisinin arasında bir yerde veya tamamen bu kategorilerin dışında tanımlayabilir.

Peki, toplumsal cinsiyet normlarına cesaretle meydan okuyan ve hayatlarındaki erkek şiddetiyle mücadele eden bu üç feminist kadın, neden aniden kadın olmadıklarına karar verdi?

İkilikdışı kimlikler yükselişte. İngiltere’deki ikilikdışı öğrenci sayısı, 2017 ve 2018 arasında iki katına çıkmış gibi gözüküyor. Kendilerine trans diyen gençlerin üçte ikisinin dişi oluşunu hesaba katarsak, ikilikdışı kimliklerdeki bu artışın daha ziyade genç kadınlardan kaynaklandığını söylemek mümkün. Bu alanda büyük bir araştırma eksikliği olsa da, benim tecrübem istisnai değil. Bu dediklerim feministleri şaşırtmıyor olmalı. 

2018 tarihli bir Teen Vogue makalesi ikilikdışı bir kadının tecrübesini şöyle yazmış:

Toplumsal cinsiyet kavramını toptan reddediyorum. Büyürken, insanlar bana kadın dediğinde yanıldıklarını düşünmüyordum ama bu bana uygun olandan ziyade dayatılan bir etiket gibiydi. Sonra üniversitede, ikilikdışı kimliği öğrendim, işte bu bana uyuyordu. Tabii ki beğendiğim ya da beğenmediğim şeylerin kimini insanlar ‘feminen’ veya ‘maskülen’ olarak etiketleyebilir ama ben onları bu şekilde etiketleme ihtiyacı duymuyorum. Toplumsal cinsiyet ikiliği beni çok dar bir alandaymışım gibi hissettirdi ve kendimi onunla tanımlamak istemiyorum.

Feministler toplumsal cinsiyet mefhumunu çok önce reddetmişti çünkü onu baskıcı cinsiyet rollerinin bütünü olarak tanımlayıp bu toplumsal cinsiyet kast sisteminin ortadan kalkmasını amaçlamışlardı. Teen Vogue’daki yazarsa, toplumsal cinsiyeti reddetmek şöyle dursun benimsemiş görünüyor; kadınlığa dair beklentileri tam olarak karşılamadığı için kadın olamayacağına inanmış. Toplumsal cinsiyete göre yanlış bir yere sınıflandırılmanın ona özgü bir tecrübe olduğunu mu sanıyor? Yoksa o da mı “diğer kızlar gibi değil”?

Yukarıda bahsedilen makaleden birkaç ay sonra Aeon isimli bir sitede “Dişi ve erkek kategorilerine ayrılmış bir dünya boğucu geliyor. İkilikdışı kimlik, radikal bir kaçış alanı.” alt başlığıyla bir metin yayınlandı. Metnin yazarı, ikilikdışı kimliğin toplumsal cinsiyet kategorilerine ‘balyoz’ vurduğunu, baskıcı sistemi alt ettiğini ve herkes için daha iyi bir dünya yarattığını iddia ediyor. Cinsiyeti hakkında yaşanan kafa karışıklığı yüzünden maruz kaldığı tehditlere ve utanca dair hikayeler anlatıyor. Bir keresinde kadınlar tuvaletine girdiği için bir adamın ona bağırdığını belirtiyor.

Gelgelelim, kendilerini başka şekillerde tanımlayarak kadınlıktan çıkmak isteyen kadınlar epey hayal kırıklığına uğrayacaklar.

Toplumsal cinsiyet, bizi baskılayan ve kendi içinde çelişkiler barındıran bir sistem. Kimisi bunun için daha çok çaba gösterse de, hiçbir kadın toplumsal cinsiyete tam olarak uyum sağlayamaz. Toplumsal cinsiyet toplumsal bir inşa olduğundan aslında hepimiz bu ikiliğin dışında yer alıyoruz. Toplumsal cinsiyet kimliğinin [gender identity] insanın özünden, doğasından gelen herhangi bir tarafı yok, olduğunu söylemek de anti-feminist bir iddia.

Tipik bir batılı kadının herhangi bir gün gerçekleştirebileceği, toplumsal cinsiyetle uyuşmayan birkaç eylemine göz atalım:

  • Etek yerine pantolon giymek
  • Evde kalmak yerine işe gitmek
  • Sokakta gördüğü her erkeğe gülümsememek
  • Saçlarını doğal haliyle kullanmak
  • Aklından geçeni dile getirmek
  • Erkekleri nasıl memnun edeceğinden veya nasıl gözüktüğünden başka herhangi bir şey düşünmek
  • Bilimkurgu filmlerini veya dizilerini keyifle izlemek
  • Şaka yapmak

Bunlar basit şeyler gibi görülebilir fakat günlük yaşamın apaçık saçma biçimde toplumsal olarak nasıl cinsiyetlendirildiğine baktığımızda bu dünyada yaşayan hiçbir kadının neden tam anlamıyla toplumsal cinsiyete uyum gösteremeyeceği açık hale geliyor. Feminenliğin tüm kalıplarına gerçekten uyan bir kadının cinsel olarak ne yapıp yapmadığına bakılmaksızın orospu olarak görülmesi de muhtemeldir. Şahsen ben makyaj yapmayı reddediyorum, vücut kıllarımı almıyorum, elbise ve topuklu ayakkabı yerine pantolon ve bot giyiyorum, yazılım programcılığı yapıyorum, erkek partnerime hizmet etmiyorum ve kontrolüm altında olduğu müddetçe çocuk yapmayı hiç düşünmüyorum. Ben ikilikdışı mıyım?

Toplumsal cinsiyet kimliklerinin en ateşli savunucuları, kendimi hala bir kadın olarak tanımladığım için bu soruya hayır cevabını verirdi. Dişi olduğumu, devletin üzerinde denetim kurduğu bedenimin dişi olduğunu, genç kızlık tecrübesinin ve erkek şiddetinin altından kalkma ihtiyacımın dişi olduğum için ortaya çıktığını kabul ediyorum. 

Dişilikten kaçmaya çalışan pek çok kadın ve genç kızın bu arzusunu anlıyorum. Bu toplumda kız çocuğu olarak büyümek kolay değil. Asla yeterince güzel ya da akıllı olamayacaksın, asla yeterince istenmeyeceksin. Ya da fazla güzel, fazla akıllı olacaksın, gereğinden fazla arzu uyandıracaksın. Ne olursa olsun, hepsi senin suçun olacak. 

Mitali, Hindistan’a gittiğinde saçını kazıtsa bile saldırı tehlikesi altında olduğunu biliyordu. Bu hafta Hindistan’da bir anne ve kızı, tecavüze direndikleri için cezalandırıldılar ve herkesin önünde dövülüp kafaları kazındı. Bir kadın, Amerika’da kadın olmadığını iddia edebilir ama daha zorlu yollardan geçmek zorunda kalan kadınların, kadın olmayı bırakmak gibi bir ayrıcalığı yok. Bu kadınlar kadın olmadıklarını söyleselerdi yaşadıkları şiddet ve aşağılamayı önleyebilirler miydi? İsteseler de istemeseler de kadınlıklarına dair şeyler onlara zorla dayatılacak. Hem bunu kim ister ki?

Miriam kendini, dişi olan bedeninde rahatsız hissediyor. Memeleri, kıvrımları ve vulvası var. Vücudu dergilerdeki modellerinkine benzemiyor, vücudunu yarıp bedenin sınırlarından kaçmayı düşlüyor. Ataerkinin onun bedeninin şekline yönelttiği kadınlık beklentilerinin ötesinde var olmasına olanak verilmesini istiyor. Erkekler bu şekilde, zihinlerine ev sahipliği yapan bedenlerinin ötesinde tam insanlar olarak var olabiliyor. Yine de, Miriam bir erkek olmadığını biliyor. Bunu, bedeninin nasıl denetimlendiğinin farkında olduğundan dolayı biliyor. “Toplumsal cinsiyet sona erdi,” diyor ama neden hala ondan kaçamıyor?

Joy korkuyor ve öfkeli. Kadın olan arkadaşlarının başına gelenleri gördü. Korku hikayelerini duydu ve hepimizi yaşadıklarımızla elimizden geldiğince başa çıkmaya çalışırken izledi. Geceleri, iyileşmeye ve yaşadıklarını anlamlandırmaya çalışırken ağladıklarında Mitali ve Miriam’ı sıkıca kucakladı. Kadınlık ile hiçbir alakasının olmasını istememesine şaşmamalı. Kadın olmak korkunç bir şey.

Toplumsal cinsiyet baskısının kişiliklerinin üzerindeki gücünü cesurca reddetmek yerine kaçıp saklanmayı seçen bu kadınların yasını tutuyorum. Bu kadar acıya, kadın düşmanlığına ve korkuya sahip olmak, sürekli huzursuzluk içinde yaşamak, asla güvende veya rahat hissetmemek… Birlikte geçirdiğimiz son günlerde, onlara toplumsal cinsiyetin yalanlarını benimsemek yerine reddeden feminizmi göstermeye çalıştım ama ben bir ‘dişi’ olduğumdan ve onlar dişi olmadığından dolayı onların acısını anlayamazdım. Nefret dolu olduğumu söylediler. 

Bu söylediklerinin gerçekle hiçbir alakası yoktu.

Kadınlar ve kızlar toplumsal cinsiyetin, ataerkil yapıların ve erkek şiddetinin olmadığı bir dünyada yaşayabilmeli. Karmaşık, yaratıcı, tam insanlar ve kadın olmamıza izin verilmeli. Yaşadığımız dünyayla baş edebilmek için biyolojik gerçekliğimizi reddedip yerine büyülü düşünceler koymak zorunda kalmamalıyız. 

İkilikdışı kadınlar, kadın olmanın çok acı verdiğinin ve çoğumuzun can havliyle bir kaçış aradığının kanıtı. Ancak aynı zamanda, ikilikdışı olduğunu iddia eden kadınlar kendilerini kurtarmaya çalışırken diğer kadın ve kızların tümünü zor durumda bırakıyor. ‘Doğumda atanan cinsiyet’ ile özdeşleştiğimiz için ayrıcalıklı olduğumuz iddiası, ataerkil toplumda yaşayan bir kadın olmanın getirdiği şiddeti tamamen göz ardı ediyor. Bazı ülkelerde, kadınların %70’i yakın partnerlerinin cinsel veya fiziksel şiddetine maruz bırakılmış. Her gün 137 kadın, aile üyelerinden biri tarafından öldürülüyor. Bugün hayatta olan en az 200 milyon kadın ve kız çoğuna beş yaşına bile gelmeden, kadın sünnetine maruz kalmış. İşte bunlardan ötürü feministler, cinsiyet temelli haklar için mücadele ediyor. 

Kendilerini nasıl tanımladıklarından bağımsız olarak kalıplara uymayan kişiler, toplumsal normları ihlal ettikleri için baskı görecekler. Özellikle kadınların uyumsuzlukları yüzünden şiddet ve ayrımcılığın hedefinde olması muhtemel. Bu, bir kadının kendini nasıl tanımladığından bağımsız bir gerçek çünkü saldırı öncesinde failin, kadının ‘toplumsal cinsiyet kimliğini’ bilmesi mümkün değil. 

Acı gerçek şu: ‘diğer kızlar gibi’ olmadığını söylemek bir kimlik değil, mizojini. Kendilerini ikilikdışı olarak tanımlayan kadınlar, üzerine baskı kurulmasını kabullenip buna ortak olan kadın iması taşıyan bir kavram olan ‘cis’ dedikleri kadınlara nazaran daha çok baskı altında olduklarını iddia etmekten hoşnut. Biz üzerimize hangi temelde baskı kurulduğunu anladığımız için ayrıcalıklı değiliz; bu baskıdan kaçabileceğinizi sanıyorsanız ayrıcalıklı olan sizsiniz.

*İsimler değiştirildi.

Çeviri: Daniela

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s