Pornografi

ANDREA DWORKIN

Bu metin, Dworkin’in 1981 yılında yayımlanan Pornography: Men Possessing Women kitabında ve geçtiğimiz yıllarda derlenen Last Days at Hot Slit‘de yer alıyor.

Sözcük olarak pornografi, Antik Yunancadaki pórnē ve graphos sözcüklerinden türetilmiştir ve “orospular hakkında yazmak” anlamına gelir. Pórnē “orospu” demektir, Antik Yunan’da bütün erkek yurttaşların erişimine açık genelev kadınını, özellikle ve ayırt edici bir biçimde en aşağı sınıf orospuyu kast ederdi.

Köleler dahil bütün kadınlar içinde pórnē, sözcüğün gerçek anlamıyla en ucuz olandı, en az saygı duyulan, güvenliğe en az sahip olandı. O basit, açık ve mutlak biçimde, bir seks kölesiydi. Graphos ise “yazı, gravür veya çizim” anlamına gelir.

Pornografi sözcüğü, “seks hakkında yazmak,” “erotiğin tasviri,” “cinsel eylemin tasviri,” “çıplak bedenlerin gösterilmesi,” “cinselliğin sunulması” ya da bunlar gibi edebi kisvede başka herhangi bir anlam taşımaz. Kadınların adi orospular olarak gösterildiği grafik betimleme anlamına gelir. Antik Yunan’da bütün fahişeler adi olarak düşünülmezdi: sadece pórnē’ler [porneia].

Çağdaş pornografi sıkı sıkıya ve tam manasıyla sözcüğün kökensel anlamına uygunluk göstermektedir: adi orospuların grafik betimlemesi, ya da bizim dilimizde sürtüklerin, ineklerin (cinsel mal, taşınabilir cinsel eşya gibi), kancıkların. Sözcüğün anlamında bir değişiklik olmadı ve janr yanlış isimlendirilmiş değil. Sözcüğün anlamındaki tek fark ikinci kısmı, yani graphos ile ilgili oldu: artık kameralar var – bununla birlikte fotoğraf, film ve videolar hala var. Grafik betimlemenin yöntemleri sayıca ve çeşit olarak arttı: muhteva aynı, anlam aynı, amaç aynı, betimlenen kadınların statüsü aynı; betimlenen kadınların cinselliği aynı; betimlenen kadınların değeri aynı. İleri teknoloji yöntemleriyle, böylesi grafik betimlemelerin var olabilmesi için gerçek kadınlara lüzum var.

Pornografi sözcüğü burada bahsedilenden başka bir anlam taşımaz, en adi orospuların grafik betimlenmesidir. Orospular erkeklere cinsel hizmet vermek için vardır. Orospular sadece eril cinsel tahakküm çerçevesinde mevcuttur. Doğrusu bu çerçevenin dışında orospu kavramı absürt olurdu ve kadınların orospu olarak kullanılmasına imkan olmazdı. Orospu sözcüğü eril tahakkümün diline bakılmaksızın açıklanamaz. Erkekler kadın kümesini, cinsini, mefhumunu, sıfatını, aşağılamasını, sektörünü, ticaretini, metasını, gerçekliğini orospuluk üzerinden biçimlendirmiştir. Kadın eril tahakkümün nesnel ve gerçek düzeninde orospu suretiyle var olur.

Pornografi, eril cinsel sistemde bilfiil nesnel, gerçek ve merkezidir. Kadınlara bu gözle bakıldığı ve bu değer biçildiği için kadın cinselliğinin pornografideki değeri nesnel ve gerçektir. Güç kadınlara karşı böyle kullanıldığı için pornografide betimlenen güç nesnel ve gerçektir. Kadınlar bu şekilde aşağılandığı için pornografide gösterilen ve onun hakikati olan aşağılama nesnel ve gerçektir. Kadınlar böyle kullanıldığı için pornografide gösterilen kadınların kullanımları nesnel ve gerçek bir şeydir. Pornografide kullanılan kadınlar, pornografide kullanılmaktadır. Pornografide sistematik ve tutarlı bir şekilde ifade edilen kadın tanımı nesnel ve gerçektir ki gerçek kadınlar bu tanımın sınırlarına yapılan kesintisiz referans dahilinde var olur ve yaşamak zorunda kalırlar. Pornografinin “cinselliğin sunulması” ya da “cinselliğin tasviri” olduğuna yaygın şekilde inanılması, sadece kadınların ederi düşük orospular olduğuna dair kanının yaygınlığını ve kadın cinselliğinin bizatihi kendisinin düşük ve bayağı addedildiğini vurgulamaktadır. Pornografinin “erotiğin tasviri” olduğuna dair yaygın kanı, kadınların aşağılanmasının, seksin gerçek hazzı sayıldığını gösterir. Kate Millet’ın not ettiği üzere, kadın cinselliği bir tek öze indirgenmiştir: “k a n c ı k… bizim özümüz, bizim cürmümüz.” Pornografinin “pis” olduğu düşüncesi kadın cinselliğinin pis olduğu ve pornografide aynen bu şekilde sergilendiği düşüncesinden kaynaklanır; kadın bedeninin (özellikle genital organlarının) bizatihi kendisinin pis ve iffetsiz olduğu düşüncesinden. Pornografi, kimilerince iddia edildiği gibi cinselliğin pis olduğu fikrini çürütmez: aksine bu fikri somutlaştırır, kullanır; pornografi bu fikri satar ve teşvik eder.

Birleşik Devletler’de, porno endüstrisi plak ve film endüstrisinin birleşiminden dahi daha büyüktür. Geniş bir iktisadi yoksulluk döneminde büyümektedir, daha fazla erkek tüketici pornografiye – kadınların adi orospular olarak betimlenmesine – daha fazla para harcamaya can atmaktadır. 

Pornografi artık kablolu televizyonla da naklediliyor; şimdilerde evde video oynatıcılarda kullanılması için pazarlanıyor. Teknolojinin kendisi, kendi oluşturduğu bu piyasanın beklentilerini karşılamak için daha fazla pórnē yaratılmasını talep etmektedir. Gerçek kadınlar bağlanıp, gerdirilip, asılıp, sikilip, toplu tecavüze uğrayıp dövülüyor ve daha fazlası için yalvarıyorlar. Fotoğraf ve filmlerde gerçek kadınlar pórnē olarak kullanılıyor ve gerçek kadınlar pórnē şeklinde tasvir ediliyor. Pezevenkler kâr etmek için pórnē tedarik etmek zorunda çünkü teknoloji ile birlikte, kadınların vahşete maruz kalıp bundan hoşlandığını betimleyen görsellerin tüketimine yönelik piyasa genişliyor. Bir fotoğraf binlerce sözcüğe tekabül ediyor. Piyasanın beklentilerini karşılamak için talep edilen fotoğraf sayısı grafik betimlemenin beklentilerini karşılamak için talep edilen pórnē sayısını belirliyor. Teknoloji ve ona erişimin büyümesiyle birlikte sayılar da artıyor. Teknoloji, doğası gereği, giderek daha fazla edilgen rızayı grafik betimlemelere teşvik ediyor. Edilgenlik, zaten her şeye aldanan müşterinin daha çok kandırılmasını sağlıyor. Erkek, pornografinin başına bir inanan olarak oturuyor ve bir misyoner olarak kalkıyor. Kadınların kullanımını bilfiil nakleden teknoloji, böylece onu meşrulaştırmış da oluyor.

Eril sistemde, kadınlar sekstir; seks ise orospudur. Orospu pórnē’dir en aşağı orospu, bütün erkek yurttaşlara ait olan orospu: sürtük, kancık. Kadını satın almak pornografi satın almaktır. Kadına sahip olmak pornografiye sahip olmaktır. Kadını görmek pornografiyi görmektir. Kadının cinselliğini, özellikle genital organlarını görmek, pornografiyi görmektir. Kadını seks esnasında görmek orospuyu seks yaparken görmektir. Kadını kullanmak pornografiyi kullanmaktır. Kadını istemek pornografiyi istemektir. Kadın olmak pornografi olmaktır.

Çeviri: lorcareader

Yalan

ANDREA DWORKIN

Sizlerle çevirisini paylaştığımız bu konuşma metni, aşağıdaki açıklamada da bahsedildiği gibi geçmişte Times Meydanı’nın manzarasını anlayarak okunmalı. O yıllarda büyümekte olan ve ‘ifade özgürlüğü’ temelinde yasal düzenlemeler peşindeki porno film sektörü içinse bu mahalle kanatlanmadan önce besleyip büyütüdüldüğü bir yuva gibi. Porno filmlerin gösterildiği sinemalar, videoların tek kişilik kabinlerde izlenebildiği dükkanlar, striptiz klüpleri, temel faaliyetin seks ticareti olduğu sokaklar, barlar, kulüpler, oteller… Şunu da eklemek gerek, bunların artık yerlerinde olmaması o dönemlerde pornografiye temelden itiraz yükselten feministlerin elde ettiği bir sonuç değil. Gayrımenkul piyasalarındaki değişimlerle, fuhuş ve pornografiyi yok etmek değil, gözden ırak tutmak isteyen muhafazakar poltikalar Times Meydanı’nın çehresini değiştirmiş. Ancak pornografi içerdiği şiddetle birlikte artık insanların cebine kadar girmiş durumda. Pornografinin bugünkü tüketimi ve popüler kültürdeki yansımaları hayatlarımızı şekillendirirken, pek çok insan bu duruma sorgulamadan alışmış görünüyor.

Fotoğraf: © George Cohen “Women Against Pornography,” 42nd St., NYC, 19

“Yalan, 20 Ekim 1979’da, New York’un resmi ve güzel halk kütüphanesinin arkasındaki Bryant Park’ta düzenlenen eylemde okunan bir konuşma metni. Bu parka genellikle uyuşturucu satıcıları hakimdi. Arkasındaki kütüphane ile birlikte, sanayileşmiş Amerika’nın cinsel istismar başkenti olan Times Meydanı’nın alt sınırını belirliyordu. Pornografiye Karşı Kadınlar tarafından düzenlenen ve başını çekenler arasında Susan Brownmiller, Gloria Steinem ve Bella Abzug’un yer aldığı eylemde, ezici çoğunluğu kadınlardan oluşan 5000 kişi Times Meydanı’nda yürüdü. Yürüyüş, Times Meydanı bölgesinin en üst sınırı olan West 59 Street’teki Columbus Circle’da başlamış ve Bryant Park’taki miting ile sona ermişti. İlk defa, Times Meydanı pezevenklere değil kadınlara aitti; kâr uğruna canı yakılan ve istismar edilen değil, gururlu ve zafer kazanmış kadınlara. Yürüyüş pornoculara kadınların kitleler halinde isyan edip bu acımasız caddelerdeki sıradan faaliyet olan organize kadın ticaretini durdurabileceğini gösterdi. Feministler parkta varlıklarını gösterdiler ama onu ellerinde tutmadılar.”

Entelektüellerin erotik sanat dediği entel dantel pornografiden, tezgâh altındaki çocuk pornosuna, kuşe kâğıtlı erkek “eğlence” dergilerine uzanan çamur deryasında gördüğümüz her türlü pornografininin özünde temel bir mesajı var. Pornografide sürekli iletilen esas mesaj şu: Kadın bunu ister, kadın dövülmek ister, kadın zorlanmak ister, kadın kendisine gaddarca davranılmasını ister, kadın canının yakılmasını ister. Bu, tüm pornografik ürünlerin temel prensibidir. Kendisine yapılan bu iğrenç şeyleri kadın ister. Bundan hoşlanır. Kendisine vurulmasından hoşlanır, canının yanmasından hoşlanır, zorlanmak hoşuna gider.

O sırada bu ülkenin dört bir yanında, kadınlar ve genç kızlar tecavüze uğruyor, dayak yiyor, sekse zorlanıyor, şiddet görüyor ve canları yakılıyordur.

Polisler onların aslında bunu istediklerine inanır. Çevrelerindeki insanların çoğu, bunu istediklerine inanır. Eşinden şiddet gören kadın sonunda korunma ya da yardım istemeye cüret ettiğinde, defalarca “peki adamı kışkırtmak için ne yaptın?” sorusunu duyar. Polis tecavüz mağduruna “zevk aldın mı?” diye sorar. “İtiraf et bir yanın bunu istedi” diye sıkıştırır psikiyatrist. “Bu dışarı çıkarman gereken enerjiydi” der guru. Yetişkin erkekler, sekiz, on ya da on üç yaşındaki öz kızlarının bile onları kışkırttığını iddia eder.

Kadının canının yakılmasından hoşlandığına dair bir inanç mevcut. Kadının sekse zorlanmak istediğine dair bir inanç mevcut. Her yerde bunu istediğine dair kanıt bulunur: Giyinişinde; yürüyüşünde; konuşma tarzında; oturup kalkışında. Mesela hava karardıktan sonra sokağa çıkmıştır; bir erkek arkadaşını eve çağırmıştır; erkek komşusuna selam vermiştir; kapıyı açmıştır; bir adama bakmıştır; bir adam ona saati sorduğunda cevap vermiştir; babasının kucağına oturmuştur; babasına cinsellikle ilgili bir soru sormuştur; bir erkekle aynı arabaya binmiştir; en iyi arkadaşının babasının ya da amcasının ya da öğretmeninin arabasına binmiştir; flört etmiştir; evlenmiştir; bir keresinde seviştiği bir adama daha sonra hayır demiştir; bakire değildir; babasıyla konuşmuştur; sinemaya yalnız başına gitmiştir; tek başına yürüyüşe çıkmıştır; tek başına alışverişe gitmiştir; gülümsemiştir; evde yalnızdır, uyuyordur, bir adam zorla içeri girer ve hâlâ o soru sorulur, “Hoşuna gitti mi? Pencereyi biri içeri girsin diye mi açık bıraktın? Her zaman üstünde giysi olmadan mı uyursun? Orgazm oldun mu?”

Vücudu morluklar içinde, tartaklanmış, canı yakılmıştır ama hâlâ ısrarla aynı soru sorulur: Buna sen mi sebep oldun? Hoşuna mı gitti? Bu onca zamandır istediğin şey değil miydi? Beklediğin, istediğin ve hayalini kurduğun bu değil miydi? Hayır, der durursun. Hayır dediğini, istemediğini ispat etmeye çalışırsın. Ha şu çürükler, morluklar mı? Kadınlar biraz sert sever. Onu ayartmak için ne yaptın? Onu nasıl baştan çıkarttın? Hoşuna gitti mi?

Bir erkek arkadaş ya da bir koca veya ebeveynleri ya da bazen bir kadın sevgili bile, kadının eğer gerçekten isterse adamı durdurmayı başaracağını düşünür. Eğer olay gerçekleşmişse kadın bunu hakikaten istemiş olmalıdır. Neyi istemiş olmalı ki? Zorlanmayı, canının yanmasını, zarar görmeyi, acıyı, aşağılanmayı. Neden istemiştir? Çünkü o bir kadındır ve kadınlar her zaman kışkırtır, hep bunu ister, bundan hoşlanır.

Peki fikri önemsenen herkes kadınların zorlanmayı, canlarının yakılmasını ve şiddete maruz kalmak istediklerini nereden biliyor? Pornografiden. Yüzyıllar boyunca, erkekler pornografiyi gizlice tükettiler. -Evet, avukatlar, yasa koyucular, doktorlar, sanatçılar, yazarlar, bilim insanları, ilahiyatçılar, filozoflar. Ve aynı yüzyıllar boyunca, kadınlar pornografiyi tüketmediler ve kadınlar avukat, yasa koyucu, doktor, sanatçı, yazar, bilim insanı, ilahiyatçı ve filozof olmadılar.-

Erkekler, içinde bunu her zaman isteyen kadınların olduğu pornografiye inanıyor. Erkekler, içinde kadınların direnip hayır dediklerinde bile bunu sırf erkeklerin onlara daha fazla güç ve şiddet uygulaması, daha çok zorlaması için yaptıkları pornografiye inanıyor. Erkekler bugün bile pornografiye inanıyor ve hayır diyen kadınlara inanmıyor.

Bazıları pornografinin sadece bir fantezi olduğunu söyler. Bunun neresi fantezi acaba? Kadınlar gerçekten dövülüyor, tecavüze uğruyor, sekse zorlanıyor, kırbaçlanıyor ve esir tutuluyorlar. Tasvir edilen şiddet gerçek. Pornografide tasvir edilenler, gerçek kadınlara ve gerçek kız çocuklarına karşı gerçekleştirilen şiddet eylemleri. Buradaki esas fantezi, kadınların istismara  duydukları arzudur.

Ve biz bugün sakince anlatmak için; bağırmak, çığlık atmak, feryat etmek, haykırmak için buradayız. Biz kadınlar bunu istemiyoruz, bugün istemiyoruz, yarın istemeyeceğiz, dün istemedik. Bunu asla istemeyeceğiz ve hiçbir zaman istemedik de. Fahişe sekse zorlanmayı ve canının yakılmasını istemez. Ev kadını sekse zorlanmayı ve canının yakılmasını istemez. Lezbiyen sekse zorlanmayı ve canının yakılmasını istemez. Genç kız sekse zorlanmayı ve canının yakılmasını istemez.

Bu ülkede her yerde, her gün, binlerce kadın ve genç kız şiddete uğruyor. Ve bu fantezi değil, her gün kadınlar ve genç kızlar tecavüze uğruyor, dövülüyor ve sekse zorlanıyorlar. Bu yüzden temel prensibi ve önkabulü istismar edilmek istediğimiz, canımızın yakılmasından zevk aldığımız, zorlanmaktan hoşlandığımız olan hiçbir tasviri bir daha asla kabul etmeyeceğiz.

İşte bu yüzden pornografiyle nerede bulursak savaşacağız; ve bunu savunan, üreten, satan ve kullananlarla savaşacağız.

Ve şundan emin olabilirsiniz: Pornografiye karşı yürüttüğümüz bu mücadele sessizliğe karşı mücadeledir; gerçek kurbanların sessizliğine. Pornografiye karşı hareketimiz, bir konuşma hareketidir; cinsel şiddetle susturulan kadınların ve genç kızların sesidir. Ve bir daha asla ama asla susturulmayacağız.

Çeviri: Pınar

Pornonun marifetleri

Bu kültürün ve endüstrinin kadınlara faturası ne?
Aşağıda üç ayrı deneyim okuyacaksınız. Bunlardan ilki bir çeviri ve “ne yapalım canım erkekler porno seviyor işte” diyerek pornografiyi basit bir zevk meselesine indirgeyen popüler bir solcu gazeteciye cevap olarak yazılmış. Diğer iki kısa deneyim aktarımıysa genel olarak pornografi üzerine değil, son yıllarda popülerleşen BDSM pratiğinin kadınların karşısına ne şekillerde çıkabildiğini ortaya serebilmek için bizce anlamlı bir çerçeve çiziyor. Buraya aktardıklarımız dışında edindiğimiz bilgiler de pornografinin ağırlıklı tüketicisi olan erkeklerin içindeki şiddet pratiklerini de uygulamaya aynı oranda hevesli ve bu konuda sıkça ısrarcı olduklarını gösteriyor. Öte yandan kadınlardansa geri kafalı, muhafazakar, sıkıcı bir ‘kezban’ olarak görülmek istemedikleri için cinsel şiddeti reddetmekte tereddüt ettiklerini duyuyoruz. Muhafazakar bir ülkede, internet sınırlandırmalarıyla yaşamamıza rağmen pornografi kültürü bütün dünyayı etkiliyor ve yaygın tüketimi cinsiyet algımızı ve deneyimlerimizi de şekillendiriyor. Bunun kadınlar için ne gibi sonuçlar doğurduğunu araştırmak ve kadınların deneyimlerine kulak vermek feministlerden öğrendiğimiz bir yöntem. Ancak bu deneyimleri kişisel tercihler ve zevkler olarak değil mevcut güç ilişkileri içinde okuyup değerlendirmeyi ve sonuçlar çıkarmayı da öğrendik onlardan. Örneğin tahakküm ve itaatin erotize edilmesinin içimizden gelen duygulardan ziyade mevcut toplumsal güç ilişkilerinin bir dışavurumu olduğunu ve bunlar kurumsallaştığında da mevcut düzeni güçlendirdiğini…

23 yaşındayım. Benim kuşağım çok genç yaştan itibaren internet pornosuna maruz kalan ilk kuşak. Seksin ne olduğunu internette yabancıları izleyerek öğrendik ve o izlediklerimizden başka bir şey bilmiyoruz.

Başıma gelen şeylerden bazıları şunlar:

Seviştiğim erkekler tarafından:

  • Kafam zorla bacaklarının arasına ittirildi ve ben ağzıma alırken yukarıdan bastırıldı.
  • Öğürme refleksimin fazla kuvvetli olduğu söylendi, buna engel olamaz mıydım?
  • Yüzüme boşalmasına izin vermeye zorlandım, istemiyordum, uyurken yüzüme boşalacağını söyledi. Şaka sandım, değildi. Uyandığımda yüzüme mastürbasyon yapıyordu.
  • Anal denemeye zorlandım. O kadar canım acıdı ki durması için yalvardım. Durdu ama aşırı hassas olduğumu, *o kadar da* kötü olamayacağını söyledi ve daha sonra istemeye devam etti.
  • Saçım çekildi.
  • Israrla üçlü ilişki istendi.
  • Israrla -cinsel ilişkiyi- filme almasına izin vermem istendi.

Ve ben her birinde, ‘havalı kız’ olmadığım için kendimi suçlu gibi hissettim. Onu yüzüstü bırakıyordum. Kezbanlık yapıyordum.

BU ARTIK NORMAL. Tanıdığım her hetero kızın benzer deneyimleri var. HER BİRİNİN. Bazıları çok daha kötülerini yaşamış. Bazıları boyun eğmiş, bazıları karşı çıkmış ama hepsi kendisini suçlu hissetmiş, yeterince “özgür” olmadığı ve ona istediğini vermediği için kendisini ucube gibi hissetmiş.

Radikal feminizmi keşfettiğim birkaç yıl öncesine dek, hayır demekte bir sorun olmadığını göremiyordum. Buna saygı duyan ve bunu anlayan bir adamla birlikte olduğum için şanslıyım. Bu halde bile, artık -meni- yutmayacağıma karar vereli çok kısa zaman geçti. Bundan hiçbir zaman hoşlanmamıştım ama hep yapmaya mecbur olduğumu düşünmüştüm. Erkek arkadaşıma söyledim ve bana bunun kesinlikle sorun olmadığını söyledi, daha önce bundan hoşlanmıyor olduğumu duyunca dehşete düştü. Niye başka türlü düşünsündü ki? Porno kuşağı için seks bu.

Çok ayrıcalıklı bir kadınım—orta sınıfım, iyi bir eğitim aldım, beni her bakımdan destekleyen bir ailem var—buna rağmen hayır diyecek cesareti bulmak benim için zor oldu. Seviştiğim adamlar şimdi avukat, doktor, yönetim kurulu danışmanı, yani güçlü, nüfuz sahibi insanlar ve hala, sevişirken partnerlerini aşağılamanın normal olduğunu düşünüyorlar.

Bunu porno yaptı.

Sahip olduğun insanları etkileme gücünü binlerce genç okuruna tüm erkeklerin porno izlediğini söylemek, “erkeklerin hoşuna gidiyor işte,” “bizi niye ilgilendirsin ki?” demek için kullandığında, işte bunu pekiştirmiş oluyorsun. Bir kuşak kadın porno yüzünden acı çekti ve erkekler değişene dek hepimiz acı çekmeye devam edeceğiz. Bu bizim için entelektüel bir düşünce egzersizi değil, “erkekler böyle işte” demek veya “ama porno illa ki kadın düşmanı olmak zorunda değil” diye mızıldanmak hiçbir şeyi değiştirmeyecek. Lütfen etki gücünü iyi yönde kullanmaya başla.

Feministlerin müttefiki olduğunu söylüyorsun. Bunu göster.

Çeviri: Serap Güneş

Kaynak

* * *

“Bundan dört ay önce bir adamla tanıştım. Bir sürü konuda anlaşıyorduk, aramızda ciddi bir cinsel çekim de vardı. Benden etkilendiğini ve birlikte olmak istediğini rahatça dile getirdi, ben de bundan bayağı etkilendim. Tanışmamızın üzerinden çok zaman geçmeden birlikte olduk. Birlikteliğin bir yerinde eleman giderek sertleşti, afalladım. Ne yapacağımı da çok bilemedim açıkçası, gayet iyi gidiyordu yani. Yarım bırakmak, bozmak falan istemedim. Ama daha sonra bildiğimiz şiddet devreye girdi. Daha önce de benzer şeyler yaşamıştım aslında ama bu başka türlüydü. Suratıma attığı tokat canımı gerçekten yaktı. Ben de durdum. “N’oldu?” diye sordu. Rahatsız olduğumu söyledim. Daha önce BDSM deneyimimin olup olmadığını sordu. O kapsama girer mi girmez mi bilmiyorum ama en uç deneyimlerimi anlattım. Suratsız bir şekilde beni dinledi. Sonra da BDSM’nin ne kadar özgürleştirici bir deneyim olduğunu falan anlattı. İkna olmadım ama kesin olarak ikna olmadığımı da söyleyemedim. Çünkü bir şekilde, aşağılayacı bir tavra sahipti. ‘Nasıl bilmezsin, senin gibi bir kadın buna nasıl kapalı olur’ gibi. Sonra birkaç kez daha birlikte olmayı denedik. Her seferinde eli yükseltti. En sonunda canım ciddi ciddi acıyınca ve tüm o şiddet ve hakaretleri kaldıramayacağımı da anlayınca kalkıp gittim. Bir daha da o adamla görüşmedim. Hala bazen karşılaşıyoruz ve bana nefret ederek bakıyor. :)”

* * *

“Yani şu kadar söyleyeyim, adam BDSM’ye nasıl yaklaştığımı sordu, ben de olabilir falan dedim. Sonra yavaş yavaş olayın içine girdik. Bir yere kadar OK ama derken hayvana dönüştü. Durdurmaya çalışıyorsun, durmuyor çünkü oyun zannediyor. Zaten ben neye uğradığımı şaşırmışım falan. Artık bir yerde pes ettim. Ertesi gün her tarafım mosmor, ağrı içinde büyük bir nefretle uyandım. Sonrasında adamla bu meseleyi konuşmaya çalıştığımda bana saçma salak bir sürü şey anlattı. Yok Sade’mış, yok bunun felsefesi varmış bok püsür. Dedim sen ne dersen de, ben istemiyorum. Valla ‘mansplaining’in daniskasını yaptı, şu yüzden istemiyorsun, bu yüzden istemiyorsun. Birader istemiyorum işte ama baktım ikna olmayacak üstüne kafamı şişirecek, ben de ne hali varsa görsün dedim bıraktım gittim. Ama dava açmayı bile düşündüm aslında, adli tıbba falan gitsem rapor alırdım, o denli. Kaç yıllık feministim, ayının birinin bana böyle zarar verdiğine inanamıyorum. Çok kızdım kendime de neyse yani, allahtan atlattım. Allah belalarını versin ya.”

Bu konuya değinen Erkekler neden sadistçe davranıyor? yazısı da ilginizi çekebilir. Ayrıca benzer bir deneyiminiz olduysa ve bizimle paylaşmak isterseniz muhabbet@feministvesvese.com adresine her zaman mail atabilirsiniz.

‘Damızlık Kızın Öyküsü’ ürkütücü, peki ya feminizmin gasp edilmesi?

Damızlık Kızın Öyküsü feminist bir distopyaya dair bizi uyarırken, Hot Girls Wanted: Turned On (Seksi Kızlar Aranıyor: Azmış) belgeseli, patriyarkanın hareketimizi sisteme entegre etmesine izin verdiğimizde ne olduğunu gösteriyor.

Mayıs 2017’de Feminist Current’de okuyucuyla buluşan bu metnin, son günlerdeki ‘feminist pornografi’ tartışmalarına katkı sunmasını umuyoruz. Uzun yıllardır pornografi endüstrisinin özellikle kadınlar ve genel anlamda cinselliğimiz üzerindeki etkilerine dikkat çeken Gail Dines, bu yazısında Damızlık Kızın Öyküsü dizisiyle, yukarıda adı geçen belgeselde de yer alan ve ‘feminist porno’ yönetmeni olarak bilinen Erika Lust’un bir film çekimini karşılaştırıyor.

GAIL DINES

Geçtiğimiz hafta, ilk bakışta kadınlara dair çok farklı hikayeler anlatıyormuş gibi görünen iki yeni televizyon yapımı yayına girdi.

Netflix’in 2015 tarihli Hot Girls Wanted (Seksi Kızlar Aranıyor) belgeseli ile aynı ekip tarafından çekilen Hot Girls Wanted: Turned On (Seksi Kızlar Aranıyor: Azmış, kısaca HGWTO diyeceğiz) için birçok medya eleştirmeni, kadınların hem porno film çekmekle hem de porno filmlerde oynamakla nasıl güçlenebileceğini göstererek, porno endüstrisine önceki belgeselden daha nüanslı yaklaştığı yorumunu yaptı.

Hulu’nun Damızlık Kızın Öyküsü dizisi ise, kadınların meslek veya mülk sahibi olamadığı ve ancak damızlık, temizlikçi ve aşçı ya da vitrin süsü gibi zevceler olarak hizmet verdiği dehşet verici bir ‘kurgusal’ patriyarkal distopya anlatısı. Buna direnenler zehirli atık çöplüklerine veya daha beter yerlere sürgün ediliyor. Atwood birçok kez dizinin temel aldığı kitabının gerçekte kurgu olmadığını ileri sürmüş, ilhamını kadınların aslında dünyada nasıl muamele gördüğüne dair deneyimlerden aldığını söylemişti.

Dolayısıyla HGWTO erkekleri kendi oyunlarında nasıl mağlup edebileceğimizi gösterdiğini iddia ederken, Damızlık Kızın Öyküsü erkeklerin kadınları nasıl mağlup edip boyunduruk altına aldığını anlatıyor. İkisi arasında keskin bir karşıtlık var gibi görünüyor.

Ama gerçekte iki yapımın da altında yatan tema aynı: Kadınların gerçek rolünün sikilmek oluşu. HGWTO‘da kadınlar para kazanmak için sikiliyor; Damızlık Kızın Öyküsü‘ndeyse bebek yapmak için. İki anlatı da biyolojik determinizmin bir türünü aktarıyor: Kadınlar, birincil işlevleri erkeklerin ihtiyaçlarını gidermek olan, onlara tabi konumdaki cinsel araçlardır. Ve iki yapımda da kızkardeşlik kisvesi altında diğer kadınların yaşamlarını denetleyen amir rolünü oynayarak kirli işi yapanlar yine kadınlar.

HGWTO‘nun birinci bölümünde, kadınların pornocular haline gelerek nasıl da kendi cinselliklerini sahiplenmeleri gerektiğini ağdalı laflarla anlatan ‘feminist pornocu’ Erika Lust vardı. Burada Lust tarafından anlatılan hikayeye göre kadınlar kamera arkasına geçtiğinde, anaakım pornonun ‘kadının deliklerinde gidip gelen erkek’ odaklı halini değiştirebilir, kadınların cinsel fantezilerini yansıtan, sanatsal ‘erotik’ filmler yapabilirler… Bu bölüm, kadınların güçlenmiş porno cinselliği yoluyla patriyarkal zulümden kurtuluşunun hikayesini anlatmak üzere dikkatle hazırlanmış. Ama bu anlatının yaldızları, Lust’un ‘feminist porno’ ile aslında neyi kastettiğini görünce hızla dökülüveriyor.

Lust’ın kadınlar için ilgi çekici bir ‘erotik’ filme dair fikri oldukça tuhaf. Bir yandan ‘tatmin edilirken’ çıplak vaziyette piyano çalma fantezisini hayata geçiren kadın bir piyanist tasvir ediyor. Lust bu rol için Monica’yı buluyor. Monica hem bir piyanist hem de Lust’un kafasından uydurduğu bu fanteziyi hayata geçirmeye istekli. Ama bir sorun var: Monica’nın porno deneyimine sahip olmamasına, acemiliğine rağmen Lust, diğer rol için anaakım pornolarda çalışan bir adamı oynatıyor. Bunun sonucunda ortaya çıkansa sıradan, aşağılama içeren porno seksi. Yani tokmakla vurur gibi gerçekleşen penetrasyon ve saçların çekilmesi filan. Monica sahnenin sonunda bariz acı içinde ve travmatize olmuş durumda, karşıdan gelen kamyonun farlarına yakalanmış bir geyik gibi bakıyor. Ama unutmayın, bu ‘feminist’ bir porno film. O yüzden de Lust tam bir kızkardeş gibi davranarak, kendini daha iyi hissetmesi için Monica’yı gidip kucaklıyor ve ona bir bardak su veriyor. Ardındansa final sahnesi için orgazm taklidi yapmasını istiyor. Otantik dişi cinselliği buraya kadarmış!

Lust’ın Monica’yı bu filmi yapması için manipüle edip kafalayışını, oğlanlarınkinden farklı bir şey yaptığını anlatırken göz göre göre yalan söyleyişini izlemek mide kramplarına sebep oluyor. Estetik değer ve kadınların cinselliği üzerine anlatılan tüm teranelere rağmen, HGWTO zekice tezgahlanmış bir ideolojik propaganda çalışmasından ibaret. Lust, tıpkı oğlanlar gibi, kadınları cinsel olarak sömürmekten para kazanıyor; oğlanların aksine, markasını aşırı doygun bir pazarda farklılaştırmak amacıyla kendisini feminist bayraklara sarıp sarmalıyor. Lust’ın dünyasında kızkardeşlik güçlü çünkü feminizm adına kadınları pazarlamak için bir perde işlevi görmekte.

Lust’ın ikiyüzlülüğü, Damızlık Kızın Öyküsü‘ndeki kurgusal ülke Gilead Cumhuriyeti’yle müthiş bir uyum sağlardı. Damızlıklar, erkeklerin kirli işlerini yapan ‘teyzeler’in idaresindeki bir tür patriyarkal eğitim kampına gönderiliyor. Teyzeler damızlıkları manipüle ediyor, onlarla aynı safta olduklarına inandırıyor ve tanrı tarafından verilmiş olan bebek üretme rollerini ifa edecek şekilde eğitiyorlar. Elbette, bir damızlığın haddini aşması halinde onu hizaya çekmek için elindeki copla şoklayacak bir teyze her daim yakında. Ve damızlık, üreme vazifesini yerine getirdiğinde, teyzelerin kızkardeşçe kucaklaması geliyor.

Bu iki yapımı izlemek, kadınların insanlığını -ve de acısını- görünmez kılmanın bir yolu olarak, onlara yapılan zulmün ritüelleştirilmesini ifade eden, Mary Daly‘nin ‘patriyarkanın sado-ritüel sendromu’ adını verdiği şeyi akla getiriyor. Ritüelin kilit önemde bir öğesi ‘saflık takıntısı’. Pornoda ve Damızlık Kızın Öyküsü‘nde, kadınlar farklı yollardan da olsa ‘törensel biçimde yıkanıyor’. Monica’nın ‘banyosu’, tüylerinin alınmasını, onu elbirliğiyle jenerik görünümlü hiperseksüel bir porno oyuncusuna dönüştüren ve böylelikle onun kimliğini ve şahsiyetini silen makyözler ve kuaförler tarafından hazırlanmasını içeriyor. Damızlıklar ise, kendilerini bir banyo ile arındırmak ve ardından ‘tören’ için ritüelleşmiş bir giysi giymek zorundalar. Burada ‘tören’ efendinin tecavüzüne uğramayı ifade eden Orwellyen bir terim.

Bu ritüelleştirmedeki bir başka kilit öğe kadınların ‘mostralık işkenceciler’ olarak kullanılması. Daly’ye göre bu hem erkekleri aklamaya hem de kadınları birbirine düşürmeye yarıyor. Lust ve diğer ‘feminist pornocular’ sanki kadınlar için erotik film çekiyorlarmış gibi yapıyorlar. Oysa aslında ürettikleri porno filmler eril bakışa ve erkeğin cinsel tatminine hizmet ediyor. Benzer şekilde, teyzeler ellerinde elektrikli üvendirelerle cephenin en önünde duran iş bitiriciler ama arka planda, bir kadın haddini aşsın da onu öldüreyim diye ellerini ovuşturan makineli tüfekli bir erkek güruhu bekliyor.

Damızlık Kızın Öyküsü‘ndeki manidar bir sahnede, anlatıcı bize diğer damızlıklar da dahil hiç kimseye güvenemeyeceğini söylüyor çünkü herkes devlet ajanı çıkabilir. Feminizm, seks endüstrisini dişi cinsel güçlenmesi olarak pazarlayan neoliberal ideoloji tarafından gitgide sulandırılırken şu soruyu sormamız gerek: Hareketimizin içi artık patriyarkanın damızlığı olma noktasına kadar boşaltılmış olabilir mi?

(Çeviri: Serap Güneş)

Özgün metin: https://www.feministcurrent.com/2017/05/01/the-handmaids-tale-offers-a-terrifying-warning-but-hijacking-feminism-just-as-dangerous/