Evlilik erkeklerin kadınlara sunduğu bir lütuf mu?

Kültürümüz evliliği her kadının delicesine istediği ve erkeklerin kadınlara bahşettiği büyük bir lütuf olarak göstermekte. “Bekarlık sultanlıktır”, “Aklı olan erkek evlenmez” diyenler ve sosyal medyada evlilikten şikayet edenlerin büyük bir kısmı erkekler. Örneğin “kırmızı hap dağıtarak erkekleri feminazilerin inşa ettiği Matrix’ten çıkartan” bir erkek hakları sayfası da evlilikte kadınların yaşadıkları sorunların erkeklerinkine oranla devede kulak kaldığından bahsediyor. Tüm bunlara karşın “30 yaşına gelip de halen daha daha evlenenemiş” kadınlarla dalga geçmek erkekler arasında sık görülen bir davranış biçimi. Peki evlilik gerçekten erkeklerden alıp kadınlara veren bir kurumsa, erkekler kadınların baskısıyla evlendiklerini iddia ediyorlarsa neden belli bir yaşa gelip “evlenememiş” kadınlarla dalga geçmeye devam ediliyor? Aksine bu kadınlar bir erkekle evlenip iddia edildiği gibi onu sömürmeyecek kadar yüce gönüllü oldukları için el üstünde tutulmaları, takdir edilmeleri gerekmez mi? Bu yazı da işte bu sorulara ve cevaplarına odaklanıyor. (Görsel: Marc-Anthony Macon)

SUSAN COX

Elbette Erkekler Kadınlardan Daha Çok Çocuk İstiyor

Kadınlar. Bir erkeğin parmağına yüzüğü takmak ve bir aile kurmak için sabırsızlanıyorlar. Ama erkekler… Erkeklerse güzelim bekârlık günlerini bırakıp, kafeslenerek birinin kocası olmayı asla istemezler. Hikâyeyi biliyorsunuz, heteroseksüel ilişkilere dair ağırlıklı fikir bu.

Ancak yakınlarda yapılmış bir anket farklı bir tablo çiziyor. Anket, erkeklerin kadınlardan daha çok çocuk sahibi olmak istediklerini ortaya çıkarıyor. Aynen. New York Magazine’in The Cut’ında Bryce Covert’a ait, kısa süre önce yayımlanan bir makalede tartışıldığı gibi kadınlar bu konuda tereddütteyken erkekler yuva kurup çocuk sahibi olmaya daha istekli görünüyorlar.

Böyle bir şey nasıl olabilir?! Bir erkeğin nasıl “başının bağlanacağı” hakkında sürüyle kitap, kadınlara “yapabiliyorken onu kapması” gerektiğini söyleyen bir sürü makale ve “bağlanma fobisi” olmayan ve güya bulunmaz hint kumaşı olan o erkekleri bulma konusunda kadınlara yardım eden bir sürü ilişki gurusu var. Erkeklerin kadınlardan daha fazla bir aile kurmak istemesi fikri, yaygın inanışın tam aksidir.

İşte burada ataerkinin temel işleyiş biçimlerinden birini görüyoruz. Ataerki tersine mantık yoluyla işleyen bir ideolojidir. Örneğin erkekler kadınlara tecavüz etmezler. Bunun yerine haber başlıkları “kadın tecavüze uğradı” şeklindedir. Erkekler fahişeleri kullanmaz. Kadınlar “hizmetlerini” sunarlar. Erkekler kadınları öldürmez. Kadınlar geceleri yalnız yürürken öldürülür. Yani, ne bekliyorlardı ki?

Erkek şiddetinin en belirgin olduğu koşullarda, ataerkil ideoloji mevcut durumu tersine çevirerek kadınları bundan sorumlu özneler haline getiriverir. Kadınlar olarak aşağılanmanın saygı, boyun eğmenin güçlenme ve evlenip çocuk sahibi olmanın kadınların fikri olduğuna inandırıldık.

Gerçekte evlilik, kadınları kontrol altında tutmaya yarayan tarihsel bir kurumdur. Kadınlar yasal olarak bir erkeğe bağlanarak, özerkliklerini ve onu kolayca terk etme yeteneklerini kaybederler. Karısı erkeğin ikinci annesi olur ve kocasını bakımıyla ilgilenmesi ve onu beslemesi beklenir. Günlük yaşamın devam etmesi için ihtiyaç duyulan tüm görevleri yerine getirir ki kocası büyüyüp serpilsin. Sözümona ilerici, feminist çağımızda bile kadınların hala çocuk yetiştirme ve eviçi emeğin çoğunu üstlenmeleri beklenir. Böylece erkekler bu sorumlulukları fazla yüklenmeden yaşam hedeflerinin ve kariyerlerinin peşinde koşabilirler. Evlilikte ve üremede erkekler açıkça kazançlı çıkanlardır.

Evlilik kurumunun ortaya çıkışından bu yana, asırlardır bu durum geçerliliğini sürdürüyor. Ancak yolda hatlar bir şekilde karışmış gözüküyor. Her nedense, erkekler kadınların evlilik talebine gönülsüzce boyun eğerek onlara büyük bir iyilik yapıyormuş gibi davranıyorlar.

Çocukluk çağında bile kızlar prenslerinin geleceği günü hayal eden karakterler olarak görülürler. Bu dolambaçlı, açık uçlu yolculukta yürürken vahşi maceraları ve çok sayıda sevgilileri olmasını hayal edebilirler. Fakat son durak, yani o biricik kişi en büyük arzularıdır. Öyle ki kadınlar olarak bir erkeğin eşimizin olmasını aç kurtlar gibi bekler halde gösteriliyoruz.

Bekar kadın çaresizliğin tasviridir ve “biyolojik saat” adı verilen saatli bombanın üzerinde oturur. Bir erkek ona (nihayet) evlilik teklif ettiğinde bir kadının alabileceği en büyük hediyeyi veriyormuş gibi muamele görür. Hatta bazen bu teklifi kadının doğum gününde yapar çünkü ilişkilerinde bunu zaten deli gibi isteyen kişi kadındır. Evlilik günü “kadının günüdür”. O bir Bridezilladır* bir erkeği ağına düşürerek kadınlık gücünün gereğini canavarca yerine getirmiştir. Erkeklerin fantezi dünyasındaki “dişli vajina”** avını tuzağa çekerek dişlerini onun üstüne kapatmıştır.

Bu arada baba olmak istediklerini gururla ilan eden erkekler “iyi adamlar” olduğu için övülüyorlar. Sevecekleri ve geçindirecekleri bir aile kurmak istedikleri için kesinlikle bencillikten uzak oldukları düşünülüyor. Ancak bu aslında yanlış bir çıkarım, sebebiyse maskülenliğin temel olarak yanlış anlaşılmasında yatıyor.

Kadınlar olarak erkeklerin durumunu anlamak bizim için çok zor, çünkü enerji tasarrufu modunda çalışıyoruz. Parçası olduğumuz her şeye kendimizden de bir parça veriyoruz. Zamanımızı, enerjimizi, sevgimizi, ilgimizi, yardımımızı ve neşemizi veriyoruz. Bunların sadece sınırlı bir miktarına sahip olduğumuz için de çeşitli ahlaki buyruklara göre onları adil bir şekilde dağıtmak için elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz. “Yeni arkadaşlar edin ama eskileri ihmal etme”, “İyi bir arkadaş ol ancak onlara çok fazla zaman harcama, çünkü aile her zaman ilk sırada gelir”, “ Kocanın ilgi gördüğünü ve iyi bakıldığını hissettiğinden emin ol yoksa kendine başka birini bulur” gibi. Genelde kendimizden o kadar çok veririz ki bize bir şey kalmaz ama karşılıklı özveriyle mutlu olduğumuz için bunu umursamayız. Bir başkası bize zaman harcayıp ilgi gösterdiğinde de aynı enerji tasarrufu modunda çalıştıklarını varsaydığımız için onların da fedakarca duygularla davrandığını düşünmeye meyilliyizdir. Ancak erkekler cephesinde durum pek böyle değil.

Erkekler dış dünyaya açıldıklarında vermek zorunda oldukları sınırlı enerji sorunları yoktur. Dünya onlar için inşa edilmiştir ve bu yüzden verdikleri her şey onlar için geri dönüşü olan bir yatırımdır. Örneğin çok çalışmaları kariyerlerinin mükemmelleşmesiyle ödüllendirilir. İş hayatındaki “ahbap çavuş ilişkisi” ilkesi sayesinde erkekler arasında kurulan dostluklar paha biçilemez profesyonel iş bağlantılarıdır. Bir erkeğin karısı ve çocuğu olması onun enerjisini tüketmez. Aksine o, sömürgelere sahip gibidir. Çok az yatırım yaparlar ve karşılığında hak sahibi olarak ödüllendirilirler. Kadın çocuğu büyütür ve çocuk yetişkinliğinde yaşlanmış babası için yeni bir kaynak haline gelir.

Bu yüzden erkekler elbette çocuk isterler. Dünyanın bu kadar aşırı nüfuslu olmasının sebebi kadınların feminen cazibelerini kullanıp erkekleri kandırarak baba yapmaları değildir. Tabii ki anne olmak isteyen kadınlar da var. Ancak feminizmin kökünü kazıması gereken şey, erkeklerin evlenip kadınları hamile bırakarak onlara iyilik yaptıkları yönündeki kültürel mite dayanan bu kötücül yaklaşım.

*Bridezilla: İngilizce gelin anlamına gelen bride kelimesi ve Godzilla’nın birleşiminden oluşan ve düğün töreninin mükemmel olmasına takmış ve bu sebeple tuhaf davranışlar sergileyen kadınlar için kullanılan alaycı bir söz.
**“Latince’de ‘vagina dentata’ (dişli vajina) olarak adlandırılan bu olguda, vajinanın tek görevinin, parçalayıcı dişleriyle penisi yiyip yok etmek olduğuna inanılır. Bir kadınla sevişen erkeğin ejakülasyondan sonra penisinin ereksiyon gücünü kaybettiği, vajinanınsa spermlerle beslenerek daha da palazlandığına inanılır. Bir Kuzey Amerika Kızılderili miti olan Dişli Vajina, kadın gücü ve erkek korkusunun doğrudan aktarımıdır. Her vajina mecazen gizli dişlere sahiptir; çünkü erkek çıktığında, girdiğine göre azalmıştır.” Dişli Vajina Babafingo’ya Karşı…- Hande Öğüt

 

Bu yazı ilginizi çektiyse yine aynı yazarın Evlenmemek için 11 Sebep yazısını da okumak isteyebilirsiniz…

Çeviri: Pınar

 

Evlenmemek İçin 11 Sebep

Evlilik feministlerin oldum olası karşı çıktığı, kadınların kontrol altına alınmasını ve emeklerinin hem aile içinde hem de düzenin dönmesi için çalınmasını sağlayan bir kurum. Ancak aileler ve toplum değiştikçe evliliğin bu niteliği görünmezleşebiliyor. Çevirisini okuyacağınız bu yazı 2016’nın Sevgililer Günü öncesi Feminist Current’da kaleme alınmış ve evliliğin bahsettiğimiz rolünü  hatırlatmayı amaçlamış. Elbette sosyoekonomik açıdan evlenip evlenmeme konusunda karar verme özgürlüğüne sahip olabilen, aile baskısını da üzerinde görece daha az hisseden kadınları hedef alıyor. Örneğin bu yüzden hayatı tehlikeye girebilecek bir kadına ‘evlenmeden istediğin gibi yaşa’ demenin bir anlamı olmadığının farkındayız. Ancak şunun da farkındayız ki evlilik geleneksel modelin dışına biraz çıkınca o modelin baskıcılığını kabul etmeyen kadınlar bu sefer onun döneme uygun halini bir şekilde romantize edebiliyor. Bu yüzden her daim bu kurumun iç yüzüne iyi bakmakta fayda var… (Fotoğraf: Clean Wal-Mart)

SUSAN COX

Sevgililer Günü ufukta görünmüşken erkek birlikleri kız arkadaşlarına evlenme teklifi planları yapıyor. Ancak güçlü kalmalıyız ey kadınlar ve bu “romantizm mevsimi” yemini yutmamalıyız çünkü evlilik söylendiği kadar iyi bir şey değil. Orada bulunup bunu deneyimlemiş, boşanmış bir kadın olarak dünya evine girmekten kaçınmanız konusunda size yalvaracağım. İşte heteroseksüel romantizmi yasallaştırmamak için 11 sebep.

1/ “Kapsayıcılık” ve “eşitlik” gibi modern politik doğrucu güzellemelere kanmayın, evlilik hala aynı eski ataerkil kurum.

ABD’de eşcinsel evlilik artık yasal. Bu Amerikan homofobisini sona erdirme mücadelesi açısından büyük bir tarihi dönüm noktası olsa da, evliliğin sadece iki insan arasındaki sevginin bir ifadesi olmadığını hatırlamak önemlidir. Kadınların bir mülk olduğu düşüncesini güçlendirmek amacıyla başlatılmış, erkeklere fayda sağlayıp kadınları kontrol etmek için var olan heteroseksüellik bağlamında tasarlanmış yasal ve sosyal bir kurumdur. Bu nedenle, ne zaman evlilik kurumu kutlanırsa bu kurum ve tarihi de kutlanmış olur.

Eşcinsel hareketin söyleminin, evliliği en temel insan haklarından biri ve sevginin en açık ifadesi olarak konumlandırması yani ataerkil anlatıyı beslemesi trajik bir şekilde ironiktir. Evliliğin bu şekilde tanımlanması, tüm evlilik tarihini ve onun erkek üstünlüğüne dayalı düzen içindeki işlevsel önemini yok sayar.

Yine de, ne yazık ki, sol, liberaller ve ilericiler gibi “evlenme hakkını” savunanların artışı ile birlikte evliliğin feminist eleştirisinin modası geçti ve bu bugün tamamen eski kafalılık olarak damgalanıyor.

Ana akım söylem daha heyecan verici “sosyal adalet” sorunlarına ilgi gösterirken evliliğin olağan gerçekliği çoğu kadın için aynı kalmıştır. Yani:

2/ Evlilik kadınlara değil erkeklere fayda sağlar

Araştırmalar evliliğin erkeklerin sağlık, maddi durum ve mutluluklarını yükselterek onlara fayda sağladığını gösteriyor. Öte yandan evlenmiş kadınlar evlenmemiş kadınlardan daha iyi durumda değiller.* Bunun sebebi:

3/ Birinin karısı olmak berbattır

Eşliğin sosyal normları saçmalıktır. Kocalar karıları olmadan düzgün giyinmeyi bile beceremeyen hödükler olarak tasvir edilir. Kadınlardan kocalarına beceriksiz oğlan çocukları gibi davranmaları beklenir. Yani annelerden beklendiği gibi davranmaları, kocalarının beslendiklerinden, yıkandıklarından, iyi giyindiklerinden ve eşyalarının düzenli kaldığından emin olmaları gerekir.

Erkeklerdense çok az şey beklenir. Evlenirler ama bekârmışlar gibi kariyerlerine devam ederler. Aslında bir kez evlenirlerse kariyerlerine daha iyi odaklanırlar çünkü karıları bireysel sorumluluklarını üstlenir. Dahası, erkekler evlendiklerinde işverenleri tarafından daha sorumlu ve istikrarlı görünürler ve terfi ettirilmeleri daha olasıdır. Öte yandan, evlenen kadınlar yakında bebek sahibi olacakları, doğum iznine çıkacakları ve çocuklarını işlerinden daha fazla önem verecekleri varsayıldığından dolayı yöneticiler tarafından güvenilmez görülürler.

Genel olarak, erkeklerin kadınlardan daha fazla para kazanması muhtemel olduğundan, kocaların kariyerlerine kadınlarınkinden daha çok değer verilir. Bu kocanın zamanının ve işinin daha önemli olduğu şeklinde yorumlanır. (“Ailesi için çok çalışıyor dinlenmeye ihtiyacı var.” “İşyerindeki zor bir günden sonra dışarı çıkıp kafa dağıtması lazım” “Böyle uyduruktan şeylere harcayacak zamanı yok – daha önemli şeylerle meşgul. ”)

Genç kızlar olarak bize hâlâ güzel, arzulanan kadınlar olmaya odaklanırsak, bize destek olacak iyi bir koca bulma hedefimizde başarılı olacağımızı böylece rahat bir hayat sürebileceğimiz öğretiliyor. Fakat kocanız işe giderken evde kalma “ayrıcalığına” sahipseniz bile, yine de çalışmak zorundasınız… Sadece zamanınızın ve emeğinizin değeri yok. Kocanız için yapabileceğiniz her şeyi yapmanız beklenir çünkü aileye katkınız asla onunkiyle eşdeğer görülmez.. (Adamın dolabını düzenlemek için vakti yok, bugün teknik olarak aynı saatlerde çalışmış olsanız da, pek sevgili ev hanımı, bunu siz yapmalısınız.)

Evlilik eşitliğindeki sözde kazanımlara rağmen, çalışmalara göre her iki partner de işe girse bile, hâlâ ev işlerinin ve çocuk bakımının büyük kısmını kadınlar yapıyor. Böylece erkekler sağlıklı bir sosyal yaşam sürmek için decözgür oluyorlar. Örneğin, işten sonra, kocaların hâlâ kankalarıyla bir şeyler içmek için dışarı çıkması tamamen normaldir. (Hak ettiler nihayetinde) Bununla birlikte, kadınların sosyal hayatı, evlilikten sonra keskin bir viraja girer…

4/ Evlendiğinizde bir daha asla yalnız kalmayacağınızı sanıyorsanız sıkı durun çünkü evlilik tamamen tecrit edicidir!

Evli olduğumda kendimi daha önce hiç olmadığım kadar yalnız hissettim. Elbette her gün kocamı görebildim ve birlikte zaman geçirmekten keyif aldık ama yine de evlendiğiniz zaman işler değişiyor.

Artık dışarı çıkabilen, insanlarla takılabilen, organizasyonlara katılabilen veya canının istediğini yapabilen bekâr bir kız değilsindir. Evlisin. Şimdi kocan senin ailen ve toplumsal normlar ailenin her şeyden önce geldiğini dikte ediyor. Evli bir kadın olarak bazı arkadaşların olmasına izin veriliyor ama sadece uygun görüldüğünde. Belki işten sonra arkadaşlarınızla buluşup kahve içebilirsiniz. Ya da belki eşinizin başka bir programı olunca kız arkadaşlarınızla öğle yemeği yersiniz. Başka bir deyişle, boş zamanlarınızda arkadaşlarınız olabilir. Sosyalleşmeniz eşiniz için harcadığınız ya da onunla birlikte geçirmeniz gereken zamanı etkilememelidir.

Bu bizi acımasızca yalnızlaştıran, bizi arkadaşlarımızdan ve toplumdan ayıran çekirdek aile modelidir. Evli bir kadının gönüllü bir topluluğun parçası olması veya siyasi faaliyetlerle ilgilenmesi ailesiyle geçirdiği zamanı aldığı gerekçesiyle hâlâ pek kabul görmüyor…

Evli olmadan bir ilişkide olduğunuz model tam tersidir. Siz önce gelirsiniz, tutkularınız ve faaliyetlerinizle birlikte. Bir insan hayatınıza uyumluysa ve bu onun için de geçerliyse beraber olursunuz. Karşılıklı fedakarlık yapıp diğer arkadaşlarınızla sevgili olmadığınız zamanlardaki kadar takılmasanız bile kendinize öncelik vermeniz normaldir.

Şimdi siz belki “Ama en azından evli olmak sevdiğiniz biriyle istediğiniz kadar muhteşem seks yapmanız anlamına gelir, değil mi?” diye düşünebilirsiniz. Şey, aslında…

5/ Seks artık güzel gelmez

Bir yıldan fazla evli olan herhangi bir kadına sorabilirsiniz. Seksin artık neden güzel olmadığından tam olarak emin değilim. Belki kocanızın yasal olarak sizin üzerinizde hak sahibi olmasıyla, sizinle “karıkocalık ilişkisi”** içinde olmasıyla ilgisi vardır. Belki de kelimenin tam anlamıyla, hayatınızın geri kalanında yalnızca bu kişiyle seks yapabileceğinizi söyleyen yasal bir sözleşmeniz olduğu içindir. Macera ve romantizmi ilişkinin içinden çekip alıverir adeta bu.

Tabii kocanızın sevişme beklentisi olduğuna da inanmalısınız. En son ne zaman seviştiniz? Bir hafta önce? Daha sık sevişmeniz gerekir ama! Birdenbire bu sanki sonsuza dek sürecekmiş gibi görünen tuhaf, zorunlu seks programı önünüze serilmiştir.

Kadınlar strese ya da hissetikleri duygusal, politik, psikolojik huzursuzluklara rağmen kocalarını mutlu etmek için bu seks programının gereklerini yerine getirmeye çalışıyorlar. İlişkiyi canlı tutması beklenen “düzenli seks” evrensel olarak kabul görür. Artık bu fenomenden yararlanan koca bir endüstri ve kadınlara cinsel arzularını “tekrar canlandırmayı” öğretmek için sonsuz sayıda kitap, blog ve dergi makalesi var. Kadınlar umutsuzca, kişisel gelişim endüstrisi ve şimdi de ilaç reçeteleri aracılığıyla, kendilerini yeniden kocalarını cinsel olarak çekici bulmaya ve “seks hayatlarımızın” nasıl olması gerektiğine karar veren toplumsal olarak dikte edilmiş standartlara uymaya çalışıyorlar. ABD Gıda ve İlaç İdaresi kadınların erkek eşleri için “arzu” eksikliğini kimyasal olarak değiştirmeye çalışan bir ilaç olan flibanserini namı diğer “kadın viagrasını” gerçekten onayladı.***

Evlilik devreye girmeden, sadece ilişkide olmanın sevişmeyi çekici kılan bir tarafı var. Bunun nedeni muhtemelen yaşam boyu süren bir seks programına bağlı olmamanız ve bildiğiniz kadarıyla bu ilişkinin geçici olduğudur – gerçekten, istediğiniz zaman bırakabilirsiniz. Bu beni bir sonraki noktaya getiriyor:

6/ Evli olmayınca sizin elemanı istediğiniz zaman terk edebilirsiniz

Aslında bu harika bir şey. Hoşunuza mı gitmiyor? Bırakırsınız, biter. Pisliğin birine dönüşürse ayrılırsınız. Ya da artık ona karşı bir şey hissetmiyorsunuzdur. Belki artık başkasında gözünüz vardır. Belki ikiniz de Botanik okurken tanışmışsınızdır, ama artık bu bitki bilimi olaylarına hiç merak duymuyorsunuzdur ve ikinizin oturup hakkında konuşacak bir şeyi kalmamıştır… Sadece ayrılabilirsiniz! Elbette tüm ıvır zıvırlarınızı toparlamak ve yeni bir ev bulmak (birlikte yaşadıysanız) berbat bir durumdur, ancak boşanmada olduğu gibi karmaşık yasal durumlar yoktur.

Bir erkeği dilediğiniz zaman bırakabileceğiniz bilindiğinde güç dinamikleri farklıdır. Sizi karısıymışsınız gibi kabullenemez. Onun ailesi değilsiniz, onun annesi değilsiniz ve ömür boyu ona ait değilsiniz. İkiniz oda arkadaşlarına daha çok benziyorsunuz. İkiniz de işinize bakıyorsunuz ve ilişki uzun ya da kısa sürebilir. Ayrı hayatlarınızın nasıl yürüdüğüne ve ikinizin de bu düzenden hoşlanıp hoşlanmamanıza bağlı.

Bir erkek arkadaştan ayrılmak harika ve kolaydır. Fakat bir evliliği bitirmek istemek bambaşka bir şeydir.

7/ Boşanmak zor ve sinir bozucudur

Evlenmek çok basittir. Beraber nikah dairesine gidersiniz ve bir kâğıt parçası imzalarsınız. BUDUR! Öte yandan boşanmak bundan on kat zordur. Sistem adeta bir tuzak gibi kurulmuş. Kadınları evliliğe çekmesi çok kolayken, kadınların evlilikten kurtulmaları oldukça zordur. Sanki tam da ataerkil düzen içinde icat edilmiş mi ne! Genellikle evlilikten kurtulmak isteyenler kadınlardır, ABD’de boşanmaların üçte ikisinden fazlası kadınların başvurusuyla gerçekleşir.

8/ Evlenmek sizi yetişkin yapmaz

Bu hassas bir nokta çünkü evlilik yetişkinlerin yaşamında çok önemli bir geçiş ayinidir. Toplumumuzda çok az sayıda ritüel kaldığı için düğünlere böylesine bağlı kalmamız şaşırtıcı değil… Çaresiziz. (Zamanın ruhunda tüketim kültürü ve servet birikimi dışında hiçbir şeye fazla anlam atfedilmediği için kişisel kimliğe duyulan takıntı şaşırtıcı sayılmaz.)

Evlilik, sahip olduğumuz son ritüellerden biridir. Evlendiğiniz zaman, dünyadaki herkes bu eylemi gerçekleştirdiğiniz için sizi onaylar ve kutlar. Parmağınızda bağlılığınızın sembolünü gözle görülür bir şekilde sergilersiniz. Evlendiğiniz kişiyle olan ilişkiniz, çabalarınıza layık ciddi bir şey olarak meşrulaştırılmıştır.

Ve aniden, sorumluluk sahibi bir insan gibi görünüverirsin… Gerçek bir yetişkin! İnsanlar sizi evli hanım veya hanımefendi olarak adlandırırlar ve öyle yapmalıdırlar. Yapmanız gereken şeyi yaptınız. Ve bakın bunu çok geciktirmediğiniz için ne kadar harikasınız! Bu arzu edilen, kendini bilen bir insan olduğunuz anlamına gelir çünkü bir kocaya “kapağı attınız” değil mi?

Değil.

Bir kadının erkek-sahibi ile olan ilişkisinin hayatındaki en önemli şey olarak onaylandığı boktan bir ataerkil toplumda yaşıyoruz o kadar. Bu nedenle diğer tüm ilişkiler anlamsız ve önemsiz olarak değerlendirilir yani birer hobiden daha önemli değildirler. Evlendiğinizde birden bire yetişkin filan olmazsınız. Dünya size böyleymiş gibi davranır çünkü bu toplumsal normlar evliliğin erkeklerin kendi aralarında -babadan kocaya- kadınların ticaretini yapmak için kullanıldığı uzun bir tarihsel sürecin ürünüdür.

9/ Düğünler abartıldığı kadar da güzel değil

Düğün gününüzde muhtemelen hasta olacaksınız, o yüzden çok da büyütmeyin. Düşünmeniz gereken çok fazla şey var, çok gerginsiniz, her şey adeta büyük bir fotoğraf çekimi ve bunun hayatınızın en önemli günü olması gerekiyor. Bu baskı çok fazla. Bunun yerine başkalarının düğünlerine gitmenizi öneririm. Daha eğlenceli.

Ya da sadece tüm arkadaşlarınız ve ailenizle büyük bir parti verin daha iyi! Zaten gerçekten istediğimiz bu değil miydi?

10/ Erkeğinizin “başını bağlamak” için evlenmek istiyorsanız, o kadar da endişelenmeyin. Her zaman başka bir tane bulabilirsiniz.

Erkekler her yerdeler. Şuraya bakın: Bir erkek. Öbür tarafa dönün: Başka bir tane. Pencerenizden dışarı bakın: Bir sürü herif! Şu anki eleman tamamen özel ve DİĞERLERİNDEN FARKLI gözükse de bu bir hezeyandır.

Erkek basit bir yaratıktır. Erkek ayrıcalığı, dünyadaki zorluklarla yüzleşmek zorunda kalmaması sayesinde bir balon yaratmıştır. Kadın eşinden daha az karmaşık bir arketip olarak, daha kolay yeri doldurulabilir. Erkekler her yerdeler, her zaman hazır ve nazırlar.

En iyi kız arkadaşınızla en son ne zaman buluşmaya çalıştığınızı bir düşünün. Muhtemelen iki hafta önceden planlamanız gerekiyordu… Bunun nedeni kısmen kadınların sağlıklarını ve görünümlerini korumak için daha fazla çaba göstermeye ihtiyaç duymalarıdır.. Aynı zamanda kadınların çeşitli aktivitelere daha fazla katılmaları, etraflarında onların bakımına ve ilgisine ihtiyaç duyan insanlar olması kadınların zamanlarını en iyi şekilde kullanmalarını gerektirir.

Erkeklerse sadece takılıyorlar. Düşünsenize her zaman bilgisayar oyunu oynamak için vakitleri var! Bir erkekle buluşmak istediğinizde, hiç şaşırtıcı olmayacak şekilde yapacak işi yoktur ve tabii ki sizle görüşebilir. Ona bir şans verin ki bir önceki elemandan çok farkı olmadığını anlayabilesiniz!

11/ Neden bir kız kurusu olmuyorsunuz ki?

Şunu hayal edin: Hayatınızda erkek yok. Hayatınızda hiç çocuk yok (yani sizin doğurduğunuz). Hayatınız tamamen size ait. Tamamen kendi istediğiniz şeylerle ilgilenebiliyorsunuz. Ev ortamınız ihtiyaçlarınızı karşılamak için en iyi şekilde düzenlenmiş. Tüm kaynak ve emeğinizi kendinize yatırım yapmak için kullanıyorsunuz.

Bu gerçekten üzücü bir yaşam mı? Evde kalmış bir kadın olmak yalnızlık veya hayatta boşluk anlamına gelmez. Kızkardeşliği, dostluğu, bir topluluğu ve politik dayanışmayı bulabilirsiniz. Aslında bir erkekle birlikte olmadığınızda bunların hepsi hayatınızda çok daha fazla yer alabilir. Eğer isterseniz çocuklarınız bile olabilir. Evlenmeden de doğurabilir veya biyolojik olmayan çocuklara sahip olabilirsiniz. Yeğenleriniz olabilir ve aslında onlarla akrabalık bağınız olması falan da gerekmez. Arkadaşlarınızın bebeklerine bakmalarına yardım edebilir ve onların büyümesine tanık olabilirsiniz. Çevrenizdeki bir kız çocuğuna ihtiyaç duyduğunda yardım edecek bir danışman olabilirsiniz. Çocuklara herhangi bir konuda ders verebilirsiniz. Çok sayıda olasılık var.

Ataerkillik tarafından yürümemiz gereken tek bir yol olduğunu düşünmek üzere sosyalleştik: Bir erkek bul ve tüm sevgini, enerjini ona ver. Ama hayatın böyle olması gerekmez. Neden hayatı bir erkek yerine kendimize adamayalım ki?

Ciddiyim; kendinize bir iyilik yapın: Evlenmeyin.

* Evlenmek sadece erkeklerin mutluluğunu ve yaşam süresini artırıp kadınları etkilemese yine iyi sayılır. Stefan Felder tarafından yapılan bir araştırmaya göre evli erkekler 1.7 yıl daha uzun yaşarken evli kadınlar 1.4 yıl daha kısa yaşıyor. Yine bir başka çalışma evli ve çocuksuz kadınların daha mutsuz olduğunu gösteriyor: https://medyascope.tv/2019/05/26/evli-olmayan-cocuksuz-kadinlar-daha-mutlu-oluyor-daha-uzun-yasiyor/

 

** “Karıkoca ilişkisi” çeviride “conjugal relationship” yerine kullanılmıştır. Yazar “Bu, Kanada Göçmenlik belgelerini doldururken kullanılan bir terim ve her okuduğumda beni tiksindirdi!” diye bir parantez açarken bu terimin evli olmayan çiftlerin evliliğe ait sayılan görevlerin yerine getirildiği bir ilişkiden bahsettiğinden dem vuruyor.
https://canadapt.ca/conjugal-relationship-definition/

 

*** İlacın gerçekten ne kadar işe yaradığı şüpheli:
https://eczaciyiz.net/haber/bunlar-tamamen-farkli-2-ilac/384218741
https://www.womenshealth.com.tr/8-maddede-kadinlar-icin-viagra/

 

Çeviri: Pınar

 

Evlilik ve Annelik

Nevâl es-Saadavi, kitapları Türkçeye de çevrilmiş, ömrünü mücadeleyle geçirmiş bir feminist. 2017 sonunda sister-hood.com’da yayınlanmış bu yazısını hem yaşam hem siyasi mücadele deneyimi zengin bir feministin fikirlerini aktarmak istediğimiz için çevirdik. (Fotoğraf: Flickr / Kyla Borg)
 

 

NEVAL ES-SAADAVİ

İkiyüzlü ahlâkın kutsal yasası

Küçüklüğümden beri evlilik sözcüğünden nefret ettim. Etrafımdaki evli kadınların hepsi bedbaht görünüyordu; büyükkannem, annem, teyze ve halalarım, kuzenlerim ve diğer herkes. Gülümsediklerinde, hatta kahkaha attıklarında bile üzgün gibilerdi. Anneannem Amna üst orta sınıftan bir kadındı; ekonomik açıdan konforlu, yarı Mısırlı yarı Türk. Ailedeki kadınların içinde en bedbaht olandı. En itaatkarları oydu. Her zaman suskun, salonun uzak bir köşesinde yalnız başına oturan. Bazen anlaşılmaz dualar mırıldandığını ya da birine ağzının içinde öfkeyle söylendiğini işitirdim. Belki otoriter asker kocasına ya da Ulu Erkek Allah’a söyleniyordu. En sevdiği kızı olan annem Zeyneb dışında hiçkimse onun sırlarını bilmezdi.

Babaannemse güçlü, çalışkan bir köylüydü; bir savaşçı. Köyünün geleneklerine meydan okumuştu. Kocasından nefret ettiğini açıkça söylüyordu. Bir ‘çocuk gelin’ idi, düğün gecesi kocasının tecavüzüne uğradığında sadece on yaşındaydı. Ertesinde yaşadığı kanama yüzünden ölümden dönmüştü. Adam öldüğündeyse şen bir zılgıt çekmişti, buna yaşadığı köyün dilinde zaghrouta diyorlardı. Kendini evlilikten temizlemek için sıcak bir banyo yapmış, kocasından sonra bir daha hiçbir erkeğe dokunmayacağına dair yemin etmişti.

Annem bu kadınların arasında en mutlu olan gibi görünüyordu. Babam sıradışı biçimde sadık bir kocaydı. Ancak annem okulda iyi bir öğrenci olmuştu ve aslında entelektüel heveslere sahipti. ‘Bir şey icat etmek’ istediğini söylemişti bana. Evliliğin getirdiği sorumluluklarla ve benim de dahil olduğum dokuz çocuğunu yetiştirerek tüm düşlerinden vazgeçmişti. Öldüğünde gencecikti, sadece kırkbeş yaşında.

Bugün seksenyedi yaşındayım. Hiçbir zaman şimdi yalnız yaşarken sahip olduğum mutluluğu tatmadım. Özgürlüğü adeta temiz hava ve güneşmiscesine duyumsayabiliyorum. Üç adamla evlendim ve hepsinden boşandım. Evlilik, nadir mutlu anlar disinda benim için bir mezar gibiydi. Annelik, iki yaratıcı çocuğuma duyduğum muazzam sevgi ve saygıya rağmen bir zindandı.

Sorun erkeğin kendisinden ziyade aile hukukunun temel aldığı evlilik kurumu. Üç kocamın da görece iyi insanlar olduğunu söyleyebilirim. Fakat ataerkil dini sistem ve aile hukuku her iyi adamı kötü bir kocaya dönüştürebilir. Erkeklerle evlenmeden önceki ilişkilerim genelde eşitliğe dayalıydı ve boşandıktan sonra da hepsiyle iyi arkadaş oldum. Ancak bir erkek evlilik içinde bir insandan ziyade bir koca gibi davranır. Aile hukukunda erkek karısı ve çocukları üzerinde mutlak otoriteye sahip olur ve aile hukukunun temeli de dini yasalara dayanır. Kutsal kitaplarda tanrı, kocaların karılarının üzerinde toplumsal, cinsel ve ahlaki olarak hak sahibi olduğunu buyurur. Ancak kadınlara kocaları üzerinde herhangi bir hak bahşetmez.

İki kocası olan bir kadının hapse girmesi ya da öldürülmesi mümkün ancak bir erkek eğer isterse dört ya da daha fazla kadınla evlenebiliyor. Mısır’da bir erkek ne zaman canı isterse karısını sözlü olarak boşama hakkına sahip. Tek bir kelime sarfetmesi yeterli: Talak. Bu da Arapça ‘boşandın’ demek. Mısır dünyanın en yüksek boşanma oranına sahip. Birkaç ay önce Mısır devlet başkanı Sisi bir erkeğin resmi bir başvuru yapmadan karısını boşamasının önüne geçmek için sözlü boşanmanın ortadan kaldırılması gerektiğini ifade etti. Ancak İslami yetkililer El-Ezher’de bir toplantı düzenledi ve kimsenin Allah’ın buyruklarını değiştiremeyeceği ilan edildi. Yaptıkları açıklamada sözlü boşanmanın Allah ve peygamberleri Muhammed tarafından erkeklere bahşedildiği söylendi.

Öte yandan bir kadın kocasından bir yargıcın mahkeme kararı olmadan boşanamıyor. Boşanma senelerce sürüyor. Bir kadının boşanmak için on yıldan fazla beklediği davalar olabilmekte.

Eğer özgürlük yoksa…

Benim en azından zihnim özgürdü, dini aile yasasını da kabul etmemiştim. Üç kocamdan da hiç mahkemeye gitmeden boşandım. Kendi irademle her birini beni terketmeye mecbur kıldım. Hiçbir erkek iradem dışında benimle yaşayamaz. Ben kendi kendimin sahibiyim; bedenimin, evimin. Hiçbir adam benimle evlenmek için bana para ya da hediye vermedi. Arkadaşlarım çok iyi bilir, kimseden hediye kabul etmem. Hep babamın “Hediye rüşvettir” lafını hatırlarım. Prensibim ekonomik, sosyal, ahlaki ve psikolojik olarak bağımsız olmaktı. Yalnızca kocalarımdan ve diğer erkeklerden değil aynı zamanda yaşamın tüm maddi zenginliklerinden.

Hiçbir ruhani harekete dahil olmadım. Bazı feministler dindar değil ruhani (spiritüel) olduklarını söyler. Bu yanıltıcı bir şey çünkü din beden ve ruhun arasındaki ayrıma dayanır ve kadınların ezilmişliği de fiziksel ve ruhsal olanın ayrılmasında yatar. Kimi gelişmiş seküler ülkelerde aile hukuku kadınlarla erkekleri eşit görse de dini ve ataerkil değerler kültüre egemendirler. Kimi başka ülkelerdeyse aile hukuku direkt dini yasalara dayanarak kocayı karısının patronu ve vasisi kılmaktadır. Koca ve devlet yetkilileri kadının davranışlarını özellikle cinselliği temel alarak denetler. Biricik kocasından başka hiçbir erkek ona dokunmamalıdır ama kocası cinsel olarak özgürdür. Erkekler tüm dinlerde ve kültürlerde çokeşliyken kadınların tekeşli olması beklenir. Eğer kadınların birden fazla kocaya sahip olmasına izin verilirse babanın adı bilinemez. Ataerkillikse babanın kim olduğunun bilinmesine dayanır.

Evliliğim sırasında farkına varmıştım ki kocam sadece tek bir erkek değil, Feodal Eril Tanrı’nın egemenliğinin tanınmasına dayanan ataerkilliğin doğuşundan bugüne var olan tüm erkeklerdi. Antik Mısır’da Maat bizim adalet tanrıçamız, İsis ise bilgi tanrıçasıydı. Onların düşüşünden sonra adalet ve bilginin yerini adaletsizlik, diktatörlük ve zihnin örtü altına girmesi aldı.

Antik Mısır’da çocuklar annelerinin ismini taşırdı. Annenin adı çocuğa onur verirdi. Bugünkü Mısır’daysa çocuklar yalnızca babalarının ismini taşıyor. Babanın kim olduğu bilinmiyorsa çocuk gayrimeşru oluyor. Annenin adı bir çocuğa onursuzluk ve utanç getiriyor. 2008’de gayrimeşru çocuklara bir takım haklar kazandıran bir yasa değişikliği yapıldı ama yine de ataerkil aile yasaları ve köhne dini değerler ülkemizde egemenliğini sürdürüyor.

Genç ve eğitimli kadınlar bugün dini nikaha karşı isyanda. Sevgilileriyle özgür ilişkiler kurmayı yeğliyorlar. Evlilik oranı düşerken boşanma oranları yükselişte. Doğuda ve batıda bir süredir gözlemlediğimiz gibi bizim ülkemizde de ataerkil aile yakın gelecekte gözden kaybolabilir.

Annem evliliğin bir mezar, anneliğin bir zindan olduğunu söylemişti. Hem de babam görece iyi bir koca olmasına rağmen. Benim hayatım anneminkinden çok daha iyi. Onun olduğundan daha özgürüm. En azından iyi ya da kötü herhangi bir koca için karı rolünü oynamak zorunda kalmadım. Yine de kendi annelik anlayışıma göre iyi bir anne oldum. Aslına bakarsanız o saf, temiz, mükemmel anne rolünü hiç mi hiç oynamadım. Çocuklarım benden bağımsız ve özgürdüler, ben de onlardan.

Özgürlük oksijen gibidir. Özgürlük olmadan yaşayamayız. Eğer ailede ve toplumda hiç özgürlük yoksa yaratıcılık da olamaz.

 

Çeviri: Güleren E.