Biyolojik Cinsiyet Var mı Diyen Twitter Kullanıcısı Adama Açık Mektup

Biyoloji ve üreme fonksiyonlarına dayalı cinsiyet kategorizasyonu son dönemde salt Avrupalı sömürgecilerin yoktan var ettiği baskı aygıtları olarak resmedilip, feministlerin ‘dişilik’ kavramını herhangi bir sebeple kullanmasının yersiz olduğunu savunmak için öne sürülegeliyor. Dişilikten ve bu dünyada dişilerin başına gelmiş ve gelmekte olan şeylerden bahsetmenin dışlayıcı, beyaz, özcü vs. olduğunu sürekli duyuyoruz. Had safhada sosyalleşmiş insana dair hiçbir şey ‘doğal’ olamayacağı için elbette insanların, özellikle tarihsel olarak iktidar sahibi olmuş grupların kategorileri de ‘doğal’ ve nesnel nitelikte değiller. Ancak sürekli referans verilen sömürgecilerin diğer halklara insanların nasıl ürediğini, hangi tipteki insanların bebekleri karınlarında taşıma potansiyeline sahip olduğunu -ve onları kontrol altına almayı- öğrettiğini iddia etmenin çok derinlikli bir yaklaşım olduğu söylenemez. Hatta beyazlara bambaşka açıdan bir üstünlük atfettiklerine işaret etmek mümkün. Bu argümanları kullananlar arasında belki de kadınlar için en sinir bozucu olanlar profeminist olduğu iddiasındaki erkekler. Çünkü hayatlarını hiçbir şekilde etkilemeyecek bir konuda atıp tutuyor olduklarını görmek hiç zor değil. İşte tam da bu adamlara yönelik kaleme alınmış bir yazıyı Yersiz Şeyler çevirdi, biz de önemli bulduğumuz için vesvese’ye taşıdık:

JONAH MIX
19 Nisan 2019
Türkçesi: Işık Barış Fidaner
Düzelti: Serap Güneş

Bir tren istasyonunda durduğunuzu hayal edin.

Karşı taraftan birinin raylara adım attığını görüyorsunuz. Dikkati dağılmış, başka bir yoldan gidemeyecek kadar meşgul, nereye gittiğini fark edemeyecek kadar telefonuna gömülmüş. Başınızı öbür yana çeviriyor ve trenin raylara çıkan adama hızla yaklaştığını görüyorsunuz. Ne yaparsınız?

Cevap ortada umarım. Çığlık atarsınız. Bağırırsınız. Kollarınızı sallayıp olay çıkarırsınız. Yine de fark etmezse, telefonundan başını yine de kaldırmazsa, aşağı sıçrar ve adamı o rayların dışına kendiniz itersiniz. Belki gerçekte o kadar cesur değilsiniz. Ben o kadar cesur olduğumdan emin değilim. Ama en azından bunu yapacağınızı umarsınız, değil mi?

Neden böyledir? Neden o kadar çaba gösterirsiniz? Çünkü, bilinçli ya da bilinçsiz, Newton kanunlarını anlarsınız. Kuvvetin kütle çarpı ivme olduğunu anlarsınız, çok hızla giden çok ağır bir şeyin kırılgan bir insan bedenini anında yok edebileceğini anlarsınız. O adamı raylardan çekmek için elinizden geleni yaparsınız çünkü bir hayatın buna bağlı olduğunu bilirsiniz.

Peki Newton kanunlarının pek istikrarlı olmadığını biliyor muydunuz? Salt kestirim olduklarını, çok çeşitli durumlarda bozulabildiklerini? Bu doğru. Newtoncu fizik ışığın güneş sistemi boyunca izlediği yolda nasıl büküldüğünü kestiremez, elektronun atom çekirdeği etrafında nasıl dönebileceğini kestiremez. Hatta cep telefonunuz gibi sıradan bir nesne bile çok daha sofistike bir modele dayanır. Lisede öğrendiğiniz denklemler sizi günlük hayatta idare etse de, hakikatin tamamı asla o kadar basit değil.

İşte size bir soru: Bunu bilerek, raylardaki adama seslenmek için başka bir şey mi dersiniz? Sonuçta “Tren sana doğru geliyor!” demek teknik olarak isabetsiz. Einstein bize hareketin izafî olduğunu göstermiştir; bir anlamda, adamın duran bir trene doğru uçtuğunu söylemek de bir o kadar mantıklıdır. Birkaç saniyeniz kaldı. Ağırdan alıp aradaki nüansı mı izlersiniz?

Bu arada, fizik dertlerinizin en küçüğü olabilir. Biyoloji de bir o kadar karışık. Muhtemelen adamın ölmüş olacağından, ezilip parçalanacağından endişelisiniz. Ama ölü ya da diri olmak ne demek ki? Birçok bilimci size cansız ve canlı maddeyi ayırt edecek tek bir kriter bulunmadığını söyleyecektir. Virüs ya da prion gibi kimi varlıklar iki kategori arasındaki gri alanda bulunurlar. Eğer raylardaki adamın neden canlı olduğunu, “canlı”nın ne anlama geldiğini bile açıklayamıyorsanız, o zaman onu canlı tutmak için endişelenmek ne kadar anlamlı olabilir ki?

Elbette bir şeyin nasıl doğru ya da yanlış olduğunu baştan bilmezsek bütün bunlar amaçsız kalır. Üzerinde anlaşılmış bir yanıtı olmayan düzinelerce karmaşık etik soru vardır, ve ahlakın temellerine dair tartışmaların sonu gelmez. Adama yardım etmeli misiniz gerçekten? Eylemsizliğin en iyisi olduğu durumlar hayal edebilirsiniz; belki de adam bir seri katildir, ya da iflah olmaz bir canavardır. Belki de ahlakî hakikatler yoktur ve onu kurtarma çabalarınız bütünüyle akıl dışıdır. “Doğru”nun ne demek olduğunu bile tanımlayamazken müdahale etmenin doğru olduğundan emin olabilir misiniz?

Görüyoruz ki basit başlayan bir şey bayağı karmaşık oldu—karmaşık bir zorunluluk, karmaşık bir süreç, karmaşık bir sonuç. Yapacağınız uyarının en güncel kuantum kuramıyla uyumlu olmasını istemeniz anlaşılır. “Hayat” ve “ölüm” ile tam olarak ne kastettiğinizi de bulmak isteyeceksiniz. En yakındaki rahip ya da felsefe profesörünü bulup etik incelikler üzerine çalışmak fena olmaz. Nüans, isabet ve eleştirel bir göz önemlidir sonuçta. Her şeyin doğru olması için uğraşmalıyız, değil mi?

Şimdi de bir başka düşünce deneyi: Tren raylarındakinin kendiniz olduğunu hayal edin.

***

Son zamanlarda biyolojik cinsiyet üzerinden Twitter’da bir sürü tartışma çıktığını gördüm—onu tanımlayan nedir, nasıl ölçülür, gerçekten var mıdır? Bu tartışmalarda üste çıkanlar çoğu zaman alanında uzman adamlar, yani “bimodal dağılım” ve “standart olmayan karyotipler” gibi terimler kullanarak aslında alelade şeyler söylüyorlar. Bence söylenen şeylerin çoğu aptalca, milattan önce dördüncü yüzyılda antik Yunanların ilk kez tespit ettiği mantık hatalarının yorgun tekrarlamaları. İsabetsizliği geçersizlikle, sosyal algıyı sosyal inşa ile, ikiciliği dışlamayla (belki de bilerek) birbirine karıştırıyorlar. Başka bir deyişle, bilim ve felsefenin kesişiminde küflenen çok tanıdık mantıksızlığın ticaretini yapıyorlar: ontolojik korkaklık en yüksek nüans biçimi gibi gözüküyor.

Ama işte yine başladım değil mi? Aptalca bir iddia gururla öne sürüldüğünde karnınızda çıkan sıcak kızgınlıkla, bu tartışmaya çekilmek çok kolay. Ki benim bu meselede kaybedeceğim bir şey yok—ikili olsam da olmasam da cinsiyetim beni doğrudan “daha çok para ödenen, daha az tecavüz edilen” kategoriye sokacaktır. O zaman entelektüel egzersiz dışında ne anlamı var? Bana giderek daha bariz geliyor ki tartışmayı sürdürmek bile bir taviz; kadınların hayatının, yüksek lisanslı bir tipin havadan kaptığı düşünce deneylerine ve karşıolgulara konu edilmesine izin verilmesi. Ne tesadüf ki bu yüksek lisanslı tecavüzle hamile kalmaktan bir kez bile endişe duymamış biri.

Bu da benim çeyrek yıl kararım: Sizinle biyolojik cinsiyetin gerçekliği hakkında tartışmayacağım, çünkü tren platformunda durup sizinle fiziğin inceliklerini tartışarak raylardaki adamın ezilip parçalanmasını beklemezdim. Konumunuz itiraz edilemez olduğu için değil. Bu konuyu açmak bile sizi yavşağın teki yaptığı için.

Bu kulağa fazla dramatik gelebilir, zayıf bir reddiyeyi örten süslü bir retorik gibi gelebilir. Ama yazının burasına kadar okurken kaç dakika harcadınız? Beş dakika? On? Öyleyse, başladığınız ana göre dünyada elli sakat bırakılmış kız daha var. Onları sakat bırakan erkeklerin kafası dişi bedenin ne olduğu konusunda karışık mı? Kimi keseceklerini seçerken kromozom çiftleri ve standart sapmalar üzerine kafa yordular mı? Yoksa böyle nüanslar sadece sizin gibi eğitimli, ilerlemeci, dünyevi adamlara verilen bir lüks mü?

Bir kere, cinsiyetin hiç bu kadar karmaşık olmaması tuhaf değil mi? Oy hakkı ya da mülkiyet hakkı verirken, geceleyin sokakta korkmadan yürüme hakkı verirken biyolojide uhrevi hiçbir şey yoktu. Dişilik hayat boyu itaat ve acıyı garantilediği zaman neyin insanı dişi yaptığını çok iyi biliyorduk. Ancak kadınlar hayır demeye başlayınca bedenleri bir kavram oldu.

Birçok feminist bunu söyledi, birçok kez söyledi. Söylediklerini görüyorum. Okuduğunuzu biliyorum. Dinlediniz mi? Hayırsa neden? Neden ben söyleyince her zaman yanıt veriyorsunuz? Hangi bakış açısının görmezden gelineceğine karar verirken kimin dişi beden sahibi olduğunu biliyor gibisiniz.

Kadınlar kendileri için sığınma evi istediğinde, kendilerine ait buluşmalar, kendilerine ait sözcükler istediğinde cinsiyet sizin için büyük bir gizem oluyor. Pardon ama Twitter’dan çıkıp Pornhub’a geçtiğinizde de aynı ölçüde gizemli oluyor mu? Ders verdiğinizde dişi bedenin hakiki doğası çok karmaşık. Mastürbasyon yaptığınızda basitleşiyor mu? Evinizde çamaşırları kim yıkıyor? Kız arkadaşınıza bulaşıkları kilitlerken X’lerin ve Y’lerin ilkel çorbasında yolunuzu bulabildiniz mi? Kendinize haksızlık etmeyin—bence dişi bedenin ne olduğunu çok iyi biliyorsunuz. Ama eğer bilmiyorsanız, işte bir ipucu:

Sadece o beden tipindeyseniz kocanız öldüğünde sizi odun ateşine atarlar. Sadece o beden tipindeyseniz ayaklarınız bağlanır ve memeleriniz ütülenir. Sadece o beden tipindeyseniz tecavüzle hamile kalır ve asitle yakılırsınız, biz o beden tipini yeniden tanımlarken sessizce oturup dinlemeniz beklenir, adamlar binlerce yıl boyunca sizi eleştirir ve alır ve satar, derken aniden bunca zamandır ne kastettiğimizi bile bilmediğimize karar veririz.

Dişi bedenin ne olduğunu biliyorsun, di mi ama birader? Sadece o beden tipindeysen adamlar böyle aptalca sorular sorar. O yüzden lütfen, yeter. Bu acil bir durum. Üç buçuk milyar insan raylara bağlanmış ve siz treni sürüyorsunuz. Nüans ısrarınız, isabet fetişiniz, sağduyuya bencilce yapısökümü uygulamanız—sizi düşünceli yapmıyor. Sizi bilge yapmıyor. Sizi ilerlemeci yapmıyor. Sizi götün teki yapıyor. Sizi bir seyirciden daha kötü yapıyor. Seyirci hiçbir şey yapmaz. Uzaktan izler. Sizse çığlıklarının isabetsizliğini kurbanın başına kakmak için kavgaya katılıyorsunuz. Ben de kavgaya katılıp öğütülen kemik seslerinin üzerine reddiyemi sermeyeceğim. Buna değmez.

İşte kararım: Pezevenkler, rahipler ve siyasetçiler dişi bedenin ne olduğunu bildikleri sürece ben de biliyorum. Onların kafası karıştığı an -duraksadıkları an, ölçtükleri an, istismar hedeflerinden talep ettiğiniz çekince ve dikkati gösterdikleri an- o zaman kendimi memnuniyetle muğlaklığa açarım. O zamana kadar, size yalvarırım. Filozof merakınızı, bilimsel titizliğinizi, vahşetten düşünce deneyi çıkarmayan on bin diğer soruya saklayın. Bilgi ve inanç arasındaki ayrımı koyan nedir? Hayat hayatsızlıktan nasıl gelişti? P = NP mi? Saçı dökülen bir adam tam olarak ne zaman kel olur. Rogaine’e cıvıldayıp bu muammaya dair görüşlerini alın. Kadınları rahat bırakın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s